BTProf. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
1. Bölüm · Temelleri Anlamak

Beyin, Nöronlar ve Nöbet Nedir?

Prof. Dr. Burak Tatlı
Yazan ve tıbbi inceleme
Prof. Dr. Burak Tatlı

Çocuk Nörolojisi ve Gelişimsel Pediatri Uzmanı

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi · Nörogender Derneği

Son güncelleme:

Sağlık profesyonellerine yöneliktir

Nöronal Eksitabilite: Nöbetin Elektrofizyolojik Zemini

Epilepsinin patofizyolojisini kavramak, tek nöron düzeyindeki uyarılabilirlikten kortikal ağ senkronizasyonuna uzanan bir ölçek geçişini izlemeyi gerektirir. Sağlıklı nöron, dinlenim durumunda zar boyunca ayrışmış bir iyon dağılımıyla yaklaşık −60 ila −70 mV aralığında bir dinlenim zar potansiyeli korur. Bu potansiyel; başlıca potasyumun (K+) hücre içinde, sodyum (Na+) ve kalsiyumun (Ca2+) hücre dışında yoğunlaştığı elektrokimyasal gradyanlar ile bu gradyanları ATP tüketerek (her döngüde 3 Na+ dışarı, 2 K+ içeri) sürdüren Na+/K+-ATPaz tarafından belirlenir.

Uyarılabilirlik, bu dengelenmiş dinlenim durumundan aksiyon potansiyeline hızlı ve geri dönüşümlü geçiş kapasitesidir. Eşik-üstü bir depolarizasyon, voltaj-kapılı Na+ kanallarının açılmasıyla hızlı bir içeri akım (depolarizasyon) doğurur; ardından Na+ kanallarının inaktivasyonu ve voltaj-kapılı K+ kanallarının açtığı dışarı akım (repolarizasyon) potansiyeli dinlenime döndürür. İktogenez en temel düzeyde, bu depolarizasyon–repolarizasyon dengesinin bir nöron topluluğunda patolojik biçimde depolarizasyon lehine kaymasıdır.

Klinik İnci
  • Nöbet, tek bir arızalı nöronun değil; uyarılabilirliği artmış nöron topluluklarının anormal biçimde senkronize olmasının ağ-düzeyi ürünüdür.
  • Tek nöron eksitabilitesi (kanal işlevi) ile ağ senkronizasyonu (bağlantısallık ve inhibisyon) ayrı ama etkileşen iki düzeydir; tedavi her iki düzeyi de hedefleyebilir.

İyon Kanalları: Uyarılabilirliğin Moleküler Anahtarları

Nöronal uyarılabilirliğin anlık düzenleyicileri iyon kanallarıdır ve iki büyük aileye ayrılır: zar potansiyelindeki değişimle açılan voltaj-kapılı kanallar ile nörotransmitter bağlanmasıyla açılan ligand-kapılı (reseptör) kanallar. Voltaj-kapılı Na+, K+ ve Ca2+ kanalları, aksiyon potansiyelinin doğuşunu, biçimini ve ateşleme örüntüsünü belirler.

  • Voltaj-kapılı Na+ kanalları: Aksiyon potansiyelinin yükselen fazını başlatır; işlev artışı ya da inaktivasyon kusuru, tekrarlayan ateşlemeyi ve hipereksitabiliteyi artırır. Pek çok antikonvülzanın hedefi, aşırı ateşleyen nöronlarda bu kanalları kullanıma-bağımlı biçimde bloke etmektir.
  • Voltaj-kapılı K+ kanalları: Repolarizasyonu ve ateşlemeler arası hiperpolarizasyonu sağlayarak fren işlevi görür; işlev kaybı eşiği düşürerek uyarılabilirliği artırır (ör. KCNQ2/Kv7 ile ilişkili yenidoğan tabloları bu mantığın klinik karşılığıdır).
  • Voltaj-kapılı Ca2+ kanalları: Depolarizasyonu presinaptik nörotransmitter salınımına çevirir; talamokortikal T-tipi Ca2+ akımları ise absans nöbetlerindeki ritmik salınımların üretiminde merkezî rol oynar.

İyon kanallarını kodlayan genlerdeki patojenik varyantların bir hastalık grubu (kanalopatiler) oluşturması, uyarılabilirlik ile kanal işlevi arasındaki bağın en doğrudan kanıtıdır; ancak aynı kanalın işlev kazanımı ile işlev kaybının zıt klinik ve tedavi sonuçları doğurabildiği unutulmamalıdır.

Dikkat
  • Kanal genini bilmek tek başına tedaviyi yönlendirmez; varyantın fonksiyonel sonucu (işlev kazanımı mı, işlev kaybı mı) belirleyicidir — sodyum kanal blokerleri bir tabloda etkiliyken bir başkasında nöbeti ağırlaştırabilir.
  • İyon kanalı mekanizması güçlü bir çerçevedir, ancak tüm epilepsileri açıklamaz; sinaptik, metabolik, yapısal ve ağ düzeyi etkenler de katkı verir.

Eksitasyon–İnhibisyon Dengesi: Glutamat ve GABA

Sinaptik düzeyde uyarılabilirlik, başlıca uyarıcı nörotransmitter glutamat ile başlıca inhibitör nörotransmitter GABA arasındaki dinamik dengeyle belirlenir. Bu denge tek bir sabit oran değil; bölgeye ve gelişim evresine göre değişen, sürekli ayarlanan bir düzenlemedir. İktogenezin ortak paydası, bu dengenin geçici olarak eksitasyon lehine bozulmasıdır.

  • Glutamaterjik iletim: İyonotropik AMPA reseptörleri hızlı uyarıcı iletiyi taşır; NMDA reseptörleri voltaj-bağımlı ve Ca2+-geçirgen özellikleriyle senkronizasyonu ve sinaptik güçlenmeyi (plastisiteyi) destekler; metabotropik reseptörler iletiyi modüle eder. Aşırı glutamaterjik aktivite hem nöbeti başlatabilir hem de Ca2+ yüküyle eksitotoksik hasara katkı verebilir.
  • GABAerjik iletim: İyonotropik GABA-A reseptörleri klorür (ve bikarbonat) geçirgen kanallar olarak hızlı inhibisyonu; metabotropik GABA-B reseptörleri ise daha yavaş ve uzun süreli inhibisyonu sağlar. İnternöron ağlarının GABAerjik gözetimi, uyarımı zaman ve mekânda sınırlayarak aşırı senkronizasyonu engeller.

Antikonvülzan ilaçların büyük bölümü bu mantık üzerine kuruludur: bir kısmı voltaj-kapılı ve glutamaterjik akımları azaltarak aşırı uyarımı baskılar, bir kısmı GABAerjik inhibisyonu güçlendirir, bir kısmı ise sinaptik vezikül işlevi (ör. SV2A) veya Ca2+ kanalları gibi başka düğüm noktalarını hedefler. Ortak amaç, ağın uyarılabilirliğini nöbet eşiğinin altına çekmektir.

Kanıt
  • Eksitasyon–inhibisyon dengesizliği epilepsilerin çoğunda ortak bir son yolaktır; ancak dengesizliğin kaynağı (kanal, reseptör, internöron gelişimi, ağ yapısı) sendromdan sendroma değişir.
  • Antikonvülzan sınıflarının farklı moleküler hedefleri (Na+ kanal blokajı, GABA-A güçlendirmesi, SV2A modülasyonu, Ca2+ akım azaltması), bu tek denge noktasının farklı yerlerden onarılabildiğini gösterir.

Gelişen Beyinde GABA’nın İkili Rolü ve Yaşa Bağlı Yatkınlık

Çocuk beyni, erişkinin küçültülmüş bir kopyası değildir; uyarılabilirlik dengesi gelişim boyunca yeniden ayarlanır ve bu, bazı epilepsilerin neden yalnızca belirli yaş pencerelerinde ortaya çıktığını açıklar. En çarpıcı örnek, GABA’nın olgunlaşmayla değişen etkisidir.

Olgunlaşmamış nöronlarda hücre içi klorür yoğunluğu, NKCC1 taşıyıcısının baskınlığı nedeniyle görece yüksektir; bu durumda GABA-A reseptörünün açılması klorürün hücre dışına çıkmasına ve paradoks biçimde depolarize edici (net uyarıcı) bir etkiye yol açabilir. Gelişimle birlikte KCC2 taşıyıcısının artması hücre içi klorürü düşürür ve GABA, erişkindeki klasik hiperpolarize edici (inhibitör) rolüne kavuşur. Bu geçişin zamanlaması, yenidoğan ve süt çocukluğu döneminin kendine özgü nöbet yatkınlığını ve bazı ilaçların bu yaşlarda beklenenden farklı davranabilmesini kısmen açıklar.

  • Gelişen beyinde uyarıcı sinaps olgunlaşmasının inhibitör sistemlerin önünde gitmesi, belirli dönemlerde eksitasyon lehine geçici bir asimetri yaratır.
  • Yaşa özgü ağ olgunlaşması, bazı epilepsi ve EEG örüntülerinin (yalnızca belirli yaşlarda görülen tabloların) ortaya çıkışını ve beyin olgunlaştıkça kendiliğinden gerilemesini biçimlendirir.
  • Aynı esneklik (nöroplastisite), gelişen beyni nöbete yatkın kıldığı gibi, iyileşme ve yeniden örgütlenme için erişkine göre daha yüksek bir kapasite de sağlar.
Klinik İnci
  • GABAerjik iletimin gelişimsel olgunlaşması (NKCC1→KCC2 geçişi), pediatrik epilepsilerin yaşa-bağımlı doğasını anlamada anahtar kavramdır; çocuk beynini küçük bir erişkin beyni saymak patofizyolojik olarak yanlıştır.
  • Gelişen beynin yatkınlığı ile plastisitesi aynı madalyonun iki yüzüdür: yüksek nöbet riski ile yüksek iyileşme potansiyeli bir aradadır.

Nöbetin Hücresel İmzası: PDS ve Hipersenkronizasyon

Nöbeti tek nöron davranışından ağ olayına taşıyan iki mekanizma öne çıkar: paroksismal depolarizasyon kayması ve senkronizasyon. Epileptik odaktaki nöronlarda, uzamış ve büyük genlikli bir depolarizasyonun üzerine binmiş aksiyon potansiyeli patlaması — paroksismal depolarizasyon kayması (PDS) — hücresel düzeyde nöbetin ayırt edici imzasıdır. Bu patlamayı normalde güçlü bir sonlandırıcı hiperpolarizasyon izler; bu fren, olayı sınırlayan koruyucu bir yanıttır.

Tek başına anormal ateşleyen bir nöron klinik nöbet üretmez; nöbet için çok sayıda nöronun uzamsal ve zamansal olarak senkronize olması gerekir. Sağlıklı kortekste, bir uyarı odağını çevreleyen GABAerjik çevre inhibisyonu (surround inhibition) yayılımı engeller. Sonlandırıcı hiperpolarizasyonun zayıfladığı ve çevre inhibisyonunun aşıldığı koşullarda, patlama etkinliği komşu ve bağlantılı bölgelere yayılarak hipersenkron bir boşalıma dönüşür — EEG’de görülen epileptiform grafoelementlerin ve klinik nöbetin hücresel karşılığı budur.

Kanıt
  • Klinik nöbetin iki gerekli bileşeni vardır: artmış nöronal uyarılabilirlik ve nöron topluluklarının hipersenkronizasyonu; genellikle ikisinden yalnızca biri nöbet için yeterli değildir.
  • Çevre inhibisyonunun ve sonlandırıcı hiperpolarizasyonun yenilmesi, odaksal etkinliğin nöbete ilerleyip yayılmasının temel geçiş adımıdır.

İktogenez: Nöbetin Başlaması, Yayılması ve Sonlanması

İktogenez, uyarılabilir ve senkronizasyona yatkın bir ağın bir nöbet üretme sürecidir; başlangıç, yayılım ve sonlanma olarak üç evrede ele alınabilir. Başlangıç, eksitasyon–inhibisyon dengesinin kritik bir noktayı aşacak biçimde uyarım lehine kaydığı anı; yayılım ise etkinliğin sinaptik ve ağ bağlantıları üzerinden komşu ya da uzak bölgelere ilerlemesini tanımlar. Klinik belirtiler, tam da bu köken ve yayılım haritasının dışa vurumudur.

Nöbetlerin çoğu kendiliğinden sonlanır; sonlanma pasif bir tükenme değil, etkin sonlandırıcı mekanizmaların (hiperpolarize edici akımlar, inhibitör tonusun toparlanması, hücre-dışı iyon ve nörotransmitter dengesinin değişimi gibi) devreye girmesiyle gerçekleşen aktif bir süreçtir. Bu doğal sonlanmanın yetersiz kaldığı ya da başarısız olduğu durum, uzamış nöbet ve status epileptikus riskinin patofizyolojik zeminidir. Nöbet sonrası (postiktal) dönemdeki geçici işlev baskılanması, ağın yeniden dengelenme sürecini yansıtır.

Dikkat
  • Nöbetin kendiliğinden sonlanması aktif bir süreçtir; sonlandırıcı mekanizmaların yetersizliği, nöbetin uzayarak status epileptikusa ilerlemesinde belirleyicidir — bu, zamanında müdahalenin patofizyolojik gerekçesidir.
  • İktogenez (bir nöbetin oluşması) ile epileptogenez (tekrarlayan nöbet üretme eğiliminin yerleşmesi) farklı süreçlerdir; birini hedefleyen bir yaklaşım diğerini kendiliğinden çözmez.

İktogenezden Epileptogeneze: Epilepsinin Yerleşmesi

Tek bir nöbetin oluşması (iktogenez) ile beynin kalıcı olarak tekrarlayan, provoke edilmemiş nöbetler üretme eğilimi kazanması (epileptogenez) kavramsal olarak ayrılmalıdır. Epileptogenez; genetik yatkınlık, gelişimsel etkenler ya da edinsel bir beyin hasarının (ör. uzamış febril nöbet, kafa travması, santral sinir sistemi enfeksiyonu, iskemi, kortikal gelişim malformasyonu) ardından, ağın giderek daha uyarılabilir ve senkronizasyona yatkın hale geldiği dinamik bir yeniden yapılanma sürecidir.

  • Edinsel epileptogenezde, başlatıcı olaydan ilk provoke-edilmemiş nöbete kadar geçen değişken bir gizli (latent) dönem tanımlanır; bu dönemde ağ düzeyinde yapısal ve işlevsel yeniden örgütlenme sürer.
  • Deneysel tutuşturma (kindling) modelleri, tekrarlayan alt-eşik uyaranların zamanla kalıcı uyarılabilirlik artışı yaratabildiğini göstererek epileptogenezin ilerleyici doğasını örnekler.
  • Epileptogenez kavramı, gelecekte hastalık-değiştirici veya nöbet-önleyici (antiepileptogenik) girişimler için hedeflenen — ancak şimdilik büyük ölçüde araştırma aşamasındaki — bir zaman penceresine işaret eder.
Klinik İnci
  • Mevcut antikonvülzanlar öncelikle iktogenezi baskılayarak nöbetleri önler (semptomatik kontrol); epileptogenezi durduran veya geri çeviren, rutin pratikte yerleşmiş kanıtlanmış bir hastalık-değiştirici tedavi henüz yoktur.
  • İktogenez–epileptogenez ayrımı, nöbeti durdurmak ile epilepsiyi önlemek/iyileştirmek hedeflerinin neden farklı olduğunu açıklar.

Semptomatolojinin Anatomik Karşılığı ve Nöbet Eşiği

Nöbetin dışa vuran belirtileri, boşalımın başladığı ve yayıldığı kortikal bölgenin işleviyle doğrudan ilişkilidir; bu nedenle semptomatoloji, kökeni gösteren klinik bir harita işlevi görür. Motor korteks kaynaklı bir boşalım fokal motor belirtiler (klonik seğirme, tonik kasılma); oksipital korteks kaynaklı bir boşalım görsel fenomenler (ışık, renk, şekil); geniş kortiko-talamik ağların katılımı ise bilinç ve farkındalıkta bozulma ile karşımıza çıkabilir. İlk semptomun (baş-göz deviasyonu, ilk kasılan uzuv, auranın niteliği) dikkatli tanımlanması, başlangıç bölgesinin lokalizasyonu için değerli bir ipucudur.

Bireyin nöbet üretmeye karşı direncini kavramsallaştıran nöbet eşiği, uyarılabilirlik ile inhibisyonun net bileşkesini tanımlayan pratik bir soyutlamadır; ölçülebilir tek bir sayı değil, çok etkenli bir yatkınlık düzeyidir. Genetik zemin, gelişim evresi ve altta yatan yapısal/metabolik etkenler bu eşiği belirlerken; uyku yoksunluğu, ateş, akut metabolik bozukluklar ve bazı ilaç veya uyaranlar eşiği geçici olarak düşürebilir. Antikonvülzan tedavinin amacı, bu eşiği yükselterek ağı nöbet üreten çalışma noktasının uzağında tutmaktır — düzenli ilaç kullanımının ve tetikleyicilerden kaçınmanın ortak patofizyolojik gerekçesi budur.

Dikkat
  • Nöbet eşiği klinik olarak yararlı bir kavramsal modeldir; bireyde ölçülen kesin bir eşik değeri değildir ve sayısal bir hedef gibi kullanılmamalıdır.
  • Uyku yoksunluğu, ateş ve akut metabolik dengesizlik gibi eşik düşürücü etkenler büyük ölçüde değiştirilebilir; bunların yönetimi, ilaç tedavisini tamamlayan patofizyoloji-temelli bir önlemdir.
Güncel Literatür

Bu bölüm PubMed taramasıyla otomatik derlenir; hekim tarafından yayınlanmıştır.

2026
Ketogenic diet therapies for the treatment of drug-resistant epilepsy in children and adults: A systematic review.

17 RCT'yi (11'i çocuk, 6'sı adölesan/erişkin) inceleyen bu sistematik derlemeye göre çocuklarda ketojenik diyet tedavileri ile %37 oranında nöbet sıklığında ≥%50 azalma sağlanabiliyor (orta kesinlik); ayrıca her 100 çocuktan yaklaşık 6'sında ≥%90 azalma görülebiliyor (düşük kesinlik). Adölesan ve erişkinlerde ise standart tedaviye kıyasla her 100 kişiden 16'sı daha fazla ≥%50 nöbet azalması elde edebiliyor (orta kesinlik), ancak ≥%90 azalma etkisi belirsiz. Yan etkiler açısından çocuklarda anlamlı fark saptanmazken, erişkinlerde kanıt çok düşük kesinlikte; tedaviye uyum her iki grupta da diyet ile biraz daha düşük olabiliyor ve yaşam kalitesi/kognitif-davranışsal sonuçlara dair veriler yetersiz ve heterojen.

Kaynak: PMID 42391224
2026-Aug
Switching from oxcarbazepine to eslicarbazepine in patients with focal epilepsy: A systematic review and single-arm meta-analysis.

OXC'ye bağlı tolerabilite sorunları (özellikle sedasyon, nörovestibüler yan etkiler) olan fokal epilepsi hastalarında ESL'ye geçiş, 7 çalışma ve 312 hastayı içeren bu meta-analizde pragmatik bir strateji olarak öne çıkıyor: tedavi devamlılığı %74, OXC ilişkili yan etkilerin düzelmesi %53.1, somnolans düzelmesi %28.2 olarak bulunmuş. Nöbet yanıtı (≥%50 azalma) %22.1, nöbetsizlik %14.2, tedavi bırakma oranı %15 olarak raporlanmış. Kanıtın gözlemsel niteliği, yüksek heterojenite ve geniş güven aralıkları nedeniyle sonuçlar dikkatli yorumlanmalı, ancak klinik pratikte tolerabilite sorunu olan hastalarda geçiş stratejisini destekleyen ilk toplu veri niteliğinde.

Kaynak: PMID 42385282
2026-Aug
Efficacy and Safety of Perampanel in Patients With Brain Tumor-Related Epilepsy: A Systematic Review and Meta-Analysis.

Beyin tümörüne bağlı epilepsisi olan 382 hastayı içeren 8 gözlemsel çalışmanın meta-analizinde, perampanel ile hastaların %42'sinde nöbet serbestliği, %46'sında nöbet sıklığında ≥%50 azalma sağlanmış. Onkolojik progresyon oranı (%39) perampanel kullanımından bağımsız bulunmuş, yani ilacın tümör davranışı üzerine olumsuz bir etkisi saptanmamış. Yan etkiler hastaların %26'sında görülmüş ve çoğunlukla hafif-orta şiddette, bilinen güvenlik profiliyle uyumlu. Bulgular, AMPA reseptör antagonisti perampanelin BTRE'de semptomatik nöbet yönetiminde (adjuvan tedavi ve palyatif bakım dahil) değerli bir seçenek olabileceğini destekliyor, ancak randomize kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.

Kaynak: PMID 42361333
2026-Jun-17
Prognostic factors in vagus nerve stimulation for drug-resistant epilepsy. Results from a systematic review and meta-analysis of the literature.

Dirençli epilepside VNS uygulanan hastalarda yapılan bir sistematik derleme/meta-analize göre; fokal başlangıçlı nöbetler (RR 1.31), belirli cinsiyet (RR 1.14) ve daha erken nöbet başlangıç yaşı (SMD 0.22) VNS'ye daha iyi yanıtla ilişkili bulunmuş. Genetik etiyoloji, epilepsi süresi ve VNS implantasyon yaşı ile anlamlı ilişki saptanmamış. Bulgular, seçilmiş hastalarda VNS'nin daha erken düşünülmesini ve hasta stratifikasyonunda bu faktörlerin dikkate alınmasını destekliyor; ancak yazarlar bu biyobelirteçlerin klinik kullanımı için daha fazla araştırma gerektiğini vurguluyor.

Kaynak: PMID 42307795
2026-Sep
Temporal patterns of neurostimulation efficacy in drug-resistant epilepsy: A systematic review and meta-analysis.

94 kohort ve 4 nöromodülasyon yöntemini (açık-döngü VNS, kapalı-döngü VNS, DBS, RNS) kapsayan bu meta-analizde, ≥%50 nöbet azalması gösteren yanıt oranları zamanla belirgin şekilde artıyor: 3. ayda %38.7, 6. ayda %48.2, 12-18. ayda %59.3, ≥21. ayda %61.8'e ulaşıyor. Cihazlar arası sayısal farklar olsa da, zaman-cihaz etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış; yani tüm modaliteler benzer şekilde 1-2 yıl içinde giderek artan etkinlik gösteriyor. Klinik açıdan önemli mesaj: nöromodülasyon tedavisine erken dönemde yanıt yetersiz görünse bile, hastalara etkinin 1-2 yıla kadar kademeli olarak arttığının anlatılması ve erken dönemde tedavinin sonlandırılmaması gerektiği vurgulanmalı.

Kaynak: PMID 42303163
2026-Jul
Gene burden meta-analysis of 748 879 individuals identifies LGI1-ADAM23 protein complex association with epilepsy.

750.000'den fazla bireyi kapsayan biobank verilerinin (UK Biobank, All of Us, MGB) meta-analizinde nadir kodlayıcı varyant yükü testiyle LGI1 geninin epilepsiyle ilişkisi doğrulanmıştır. Çalışma, LGI1 ile doğrudan protein etkileşimi olan ADAM23 geni için de epilepsiyle ilk istatistiksel kanıtı sunmaktadır (önceki hayvan çalışmaları ve tek bir insan vaka bildirimiyle desteklenen). Ayrıca GABRG2, ATP1A3, HTRA2, KRIT1, STAG1 gibi genlerin epilepsi veya komorbid nöbetli nörolojik hastalıklarla ilişkisi teyit edilmiş; LGI1/ADAM23'ün büyük oranda epilepsiye özgü, KRIT1/TSC1/TSC2 gibi genlerin ise daha sistemik etkilere sahip olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, genetik tanı panellerinde ADAM23'ün aday gen olarak değerlendirilmesi için gelecekte kanıt oluşturabilir.

Kaynak: PMID 42216960
2026-Jun-23
Efficacy of Levetiracetam in Patients With Pediatric Epilepsy: A Systematic Review and Meta-Analysis.

25 RCT'yi (4070 hasta) içeren bu meta-analize göre levetirasetam (LEV), plasebo/eklenti kontrollü çalışmalarda nöbetsizlik (RD %11) ve yanıt oranını (RD %24,3) anlamlı şekilde artırıyor. Ancak aktif ASM'lerle karşılaştırıldığı monoterapi çalışmalarında LEV genel olarak üstünlük göstermiyor; hatta düşük yanlılık riskli (kaliteli) çalışmalarda aktif karşılaştırıcılara göre dezavantajlı bulunmuş. Yani LEV plaseboya göre etkili ancak yerleşik ASM'lere kıyasla monoterapide üstün olmayabilir, bu seçim yaparken göz önünde bulundurulmalı. Çalışmaların önemli bir kısmı (14/25) yüksek yanlılık riski taşıyor, bu nedenle sonuçlar dikkatli yorumlanmalı.

Kaynak: PMID 42202238
2026-Jul
Cannabidiol Use in Developmental and Epileptic Encephalopathies: A Syndrome- and Age-Stratified Systematic Review and Meta-analysis.

Farmasötik-grade kannabidiol (CBD), Dravet ve Lennox-Gastaut sendromu dışındaki geniş DEE spektrumunda da hastaların yaklaşık yarısında (%49.9) ≥%50 nöbet azalması sağlıyor; ≥%75 yanıt %26.7, nöbetsizlik ise %5.7 oranında görülüyor. Yaş, sendrom tipi, doz, klobazam eş-tedavisi ve takip süresine göre etkinlikte tutarlı/güvenilir bir farklılaşma saptanmadı — yani belirli bir alt grup için üstün etkinlik iddia edilemiyor. Güvenlik profili bilinenle uyumlu (uyku hali, iştah azalması, ishal, yorgunluk, davranışsal değişiklikler; transaminaz yükselmesi özellikle valproat ile birlikte kullanımda). Klinik mesaj: CBD, DEE spektrumunda sendromdan bağımsız olarak makul bir seçenek olabilir ancak hasta seçimini yönlendirecek güvenilir bir alt grup belirteci henüz yok.

Kaynak: PMID 42185726
2026-Jul
Fenofibrate as adjuvant therapy in persons with active epilepsy: A double-blind, randomized, placebo-controlled trial.

Aktif (dirençli) epilepsisi olan ve en az 2 ASM almasına rağmen nöbet geçiren 80 hastada, mevcut tedaviye eklenen fenofibrat (145 mg/gün), 6 ayda plaseboya göre aylık nöbet sıklığında anlamlı azalma sağlamış (medyan %57.5 azalma vs plasebo grubunda %40.2 artış, p<0.001). %50 yanıt oranı fenofibrat grubunda %60, plasebo grubunda %22.5 bulunmuş (p=0.001). Total antioksidan kapasite fenofibrat ile anlamlı artmış, diğer biyobelirteçlerde (nörotrofin-3, HMGB1) fark saptanmamış; ciddi yan etki bildirilmemiş. Tek merkezli, orta ölçekli bir çalışma olması nedeniyle doğrulayıcı çok merkezli çalışmalar beklenmeli, ancak fenofibratın dirençli epilepside potansiyel yeni bir adjuvan seçenek olarak öne çıkması dikkat çekici.

Kaynak: PMID 42012662
2026-Jul
Peri-ictal magnetic resonance imaging abnormalities during status epilepticus in adults with idiopathic generalized epilepsy.

İdiyopatik jeneralize epilepsiye (İJE) bağlı status epileptikusta (tipik absans status veya konvülzif SE), diffüzyon ağırlıklı MRG'de peri-iktal anormallik (DWI-PMA) görülme oranı %0 bulunmuş; buna karşın fokal kaynaklı SE'de bu oran %26.8 olarak saptanmış (p<0.001). Bu fark, popülasyon bazlı kohortlarla uyumlu duyarlılık analizleriyle de doğrulanmış. Klinik mesaj: SE sonrası MRG'de DWI anormalliği saptanan hastalarda altta yatan etiyolojinin İJE olma olasılığı düşük görünüyor, dolayısıyla bu bulgu etiyolojik ayrımda ve prognoz beklentisinde yardımcı olabilir.

Kaynak: PMID 42000483
2026-Jul
Optimal perampanel dose as the treatment for refractory partial-onset seizures: Network meta-analysis based on pivotal randomized double-blind clinical trials.

Dirençli parsiyel başlangıçlı nöbetlerde 4 randomize kontrollü çalışmanın (2187 hasta) ağ meta-analizinde perampanel 8 mg ve 12 mg dozları, düşük dozlar ve plaseboya göre ≥%50 yanıt ve nöbetsizlik oranlarında anlamlı üstünlük gösteriyor. Ancak 12 mg dozda TEAE, tedavi bırakma oranı belirgin artıyor ve retention (tedavide kalma) oranı düşüyor; ciddi yan etki insidansında doz grupları arasında fark yok. Yüksek kanıt kalitesiyle, ilk basamak tedavi olarak perampanel 8 mg, gerektiğinde ikinci seçenek olarak 12 mg önerilmektedir.

Kaynak: PMID 41985208
2026-Jul
Rehabilitation of cognition and psychosocial well-being in epilepsy: Results of a randomized waiting list-controlled trial.

70 yetişkin epilepsi hastasında yapılan randomize bekleme listesi kontrollü çalışmada, 8 haftalık bireysel+grup danışmanlığı (psikoeğitim, bilişsel eğitim, başa çıkma stratejileri, mindfulness) içeren bir rehabilitasyon programı yaşam kalitesini (QOLIE-31-P) ve anksiyete belirtilerini anlamlı şekilde iyileştirmiş, bu etki 16 haftaya kadar sürmüş. Etkiler hem fokal hem generalize epilepside gözlenmiş. Buna karşın gecikmeli sözel/görsel hatırlama üzerinde anlamlı fark bulunmamış ve depresyon/stigma üzerinde etki saptanmamış. Bu bulgular, epilepsi hastalarında hasta-bildirimli sonuçları (yaşam kalitesi, anksiyete) iyileştirmek için psikososyal rehabilitasyon programlarının klinik pratiğe eklenmesini destekleyen ilk düzeyde randomize kanıt sunuyor.

Kaynak: PMID 41984512
2026-Jul
Deep brain stimulation of the thalamus for intractable epilepsy (FRANCE study): A randomized clinical trial.

14 merkezde yapılan bu randomize faz 3 çalışmada (FRANCE study), daha önce VNS'ye yanıt vermemiş dirençli fokal/multifokal epilepsili 61 yetişkin hasta ANT-DBS (n=30) veya en iyi medikal tedavi (BMT, n=31) gruplarına ayrılmış. 12 ayda nöbet sıklığında azalma DBS grubunda BMT'ye göre daha belirgin olsa da (%-44 vs %-6), aradaki fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamış (p=.09); ancak grup-içi analizlerde DBS grubunda hem 12. ayda hem 24. ayda anlamlı nöbet azalması gözlenmiş (p<.001), gecikmeli DBS grubunda da benzer şekilde anlamlı iyileşme saptanmış. Ciddi DBS-ilişkili yan etki bildirilmemiş ve yaşam kalitesinde gruplar arası fark yok. Sonuç, ANT-DBS'in medikal tedaviye üstünlüğünü kanıtlamasa da, VNS'ye yanıtsız dirençli epilepsi hastalarında güvenli bir palyatif tedavi seçeneği olarak değerlendirilebileceğini destekliyor.

Kaynak: PMID 41902639
2026-Jul
A phase 3, randomized clinical trial of soticlestat as adjunctive therapy for Lennox-Gastaut syndrome.

Kolesterol 24-hidroksilaz inhibitörü soticlestat, Lennox-Gastaut sendromlu 270 hastada (yaşları 2-55, %95'i ≥2 ASM kullanıyor) yürütülen faz 3 SKYWAY çalışmasında major motor düşme nöbeti sıklığını plaseboya göre anlamlı azaltmamış (fark %-1.17, p=.785). Sekonder sonlanım noktalarının çoğunda da anlamlı fark saptanmamış; sadece bazı CGI-I alt alanlarında küçük, nominal anlamlı eğilimler gözlenmiş. Güvenlik profili önceki çalışmalarla uyumlu bulunmuş (en sık yan etki somnolans), ancak yazarlar kolesterol 24-hidroksilaz hedeflemesinin LGS için uygun bir farmakoterapötik strateji olmadığı sonucuna varmış — bu nedenle klinisyenler bu ilacı LGS tedavi seçenekleri arasında beklememeli.

Kaynak: PMID 41891667
2026-Jul
Surgical treatment of epilepsy in polymicrogyria: A subject-level meta-analysis and decision-making framework.

Polimikrogiriye (PMG) bağlı epilepside 161 hastalık havuzlanmış analizde, 12 ay sonunda hastaların yaklaşık %70'i nöbetsiz kalmış (Engel I). Unilateral non-hemisferik ve bilateral PMG olgularında hemisferik cerrahi ile daha sınırlı rezeksiyonlar benzer nöbetsizlik oranı sağlarken, sınırlı rezeksiyonlarda yeni/kötüleşen motor defisit oranı daha düşük bulunmuş — yani mümkünse daha sınırlı rezeksiyon tercih edilebilir. Hemisferik PMG'nin daha erken nöbet başlangıcı ve uykuda diken-dalga aktivasyonlu epileptik ensefalopati ile ilişkili olduğu gösterilmiş; ICEEG (özellikle SEEG) nöbet sonucunu doğrudan etkilemese de elokan korteksin belirlenmesinde ve güvenli, kişiye özel rezeksiyon planlamasında değerli bulunmuş. Kısa epilepsi süresi olan hastalarda cerrahi sonrası nöbetsizlik olasılığı daha yüksek, bu da erken cerrahi yönlendirmenin önemini destekliyor.

Kaynak: PMID 41854623

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.