Prof. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
Kapitulli 1 · Temelleri Anlamak

Beyin, Nöronlar ve Nöbet Nedir?

Prof. Dr. Burak Tatlı
Written and medically reviewed by
Prof. Dr. Burak Tatlı

Specialist in Pediatric Neurology & Developmental Pediatrics

İstanbul University-Cerrahpaşa Faculty of Medicine · Nörogender Association

Last reviewed:

Intended for healthcare professionals

Nöronal Eksitabilite: Nöbetin Elektrofizyolojik Zemini

Epilepsinin patofizyolojisini kavramak, tek nöron düzeyindeki uyarılabilirlikten kortikal ağ senkronizasyonuna uzanan bir ölçek geçişini izlemeyi gerektirir. Sağlıklı nöron, dinlenim durumunda zar boyunca ayrışmış bir iyon dağılımıyla yaklaşık −60 ila −70 mV aralığında bir dinlenim zar potansiyeli korur. Bu potansiyel; başlıca potasyumun (K+) hücre içinde, sodyum (Na+) ve kalsiyumun (Ca2+) hücre dışında yoğunlaştığı elektrokimyasal gradyanlar ile bu gradyanları ATP tüketerek (her döngüde 3 Na+ dışarı, 2 K+ içeri) sürdüren Na+/K+-ATPaz tarafından belirlenir.

Uyarılabilirlik, bu dengelenmiş dinlenim durumundan aksiyon potansiyeline hızlı ve geri dönüşümlü geçiş kapasitesidir. Eşik-üstü bir depolarizasyon, voltaj-kapılı Na+ kanallarının açılmasıyla hızlı bir içeri akım (depolarizasyon) doğurur; ardından Na+ kanallarının inaktivasyonu ve voltaj-kapılı K+ kanallarının açtığı dışarı akım (repolarizasyon) potansiyeli dinlenime döndürür. İktogenez en temel düzeyde, bu depolarizasyon–repolarizasyon dengesinin bir nöron topluluğunda patolojik biçimde depolarizasyon lehine kaymasıdır.

Klinik İnci
  • Nöbet, tek bir arızalı nöronun değil; uyarılabilirliği artmış nöron topluluklarının anormal biçimde senkronize olmasının ağ-düzeyi ürünüdür.
  • Tek nöron eksitabilitesi (kanal işlevi) ile ağ senkronizasyonu (bağlantısallık ve inhibisyon) ayrı ama etkileşen iki düzeydir; tedavi her iki düzeyi de hedefleyebilir.

İyon Kanalları: Uyarılabilirliğin Moleküler Anahtarları

Nöronal uyarılabilirliğin anlık düzenleyicileri iyon kanallarıdır ve iki büyük aileye ayrılır: zar potansiyelindeki değişimle açılan voltaj-kapılı kanallar ile nörotransmitter bağlanmasıyla açılan ligand-kapılı (reseptör) kanallar. Voltaj-kapılı Na+, K+ ve Ca2+ kanalları, aksiyon potansiyelinin doğuşunu, biçimini ve ateşleme örüntüsünü belirler.

  • Voltaj-kapılı Na+ kanalları: Aksiyon potansiyelinin yükselen fazını başlatır; işlev artışı ya da inaktivasyon kusuru, tekrarlayan ateşlemeyi ve hipereksitabiliteyi artırır. Pek çok antikonvülzanın hedefi, aşırı ateşleyen nöronlarda bu kanalları kullanıma-bağımlı biçimde bloke etmektir.
  • Voltaj-kapılı K+ kanalları: Repolarizasyonu ve ateşlemeler arası hiperpolarizasyonu sağlayarak fren işlevi görür; işlev kaybı eşiği düşürerek uyarılabilirliği artırır (ör. KCNQ2/Kv7 ile ilişkili yenidoğan tabloları bu mantığın klinik karşılığıdır).
  • Voltaj-kapılı Ca2+ kanalları: Depolarizasyonu presinaptik nörotransmitter salınımına çevirir; talamokortikal T-tipi Ca2+ akımları ise absans nöbetlerindeki ritmik salınımların üretiminde merkezî rol oynar.

İyon kanallarını kodlayan genlerdeki patojenik varyantların bir hastalık grubu (kanalopatiler) oluşturması, uyarılabilirlik ile kanal işlevi arasındaki bağın en doğrudan kanıtıdır; ancak aynı kanalın işlev kazanımı ile işlev kaybının zıt klinik ve tedavi sonuçları doğurabildiği unutulmamalıdır.

Dikkat
  • Kanal genini bilmek tek başına tedaviyi yönlendirmez; varyantın fonksiyonel sonucu (işlev kazanımı mı, işlev kaybı mı) belirleyicidir — sodyum kanal blokerleri bir tabloda etkiliyken bir başkasında nöbeti ağırlaştırabilir.
  • İyon kanalı mekanizması güçlü bir çerçevedir, ancak tüm epilepsileri açıklamaz; sinaptik, metabolik, yapısal ve ağ düzeyi etkenler de katkı verir.

Eksitasyon–İnhibisyon Dengesi: Glutamat ve GABA

Sinaptik düzeyde uyarılabilirlik, başlıca uyarıcı nörotransmitter glutamat ile başlıca inhibitör nörotransmitter GABA arasındaki dinamik dengeyle belirlenir. Bu denge tek bir sabit oran değil; bölgeye ve gelişim evresine göre değişen, sürekli ayarlanan bir düzenlemedir. İktogenezin ortak paydası, bu dengenin geçici olarak eksitasyon lehine bozulmasıdır.

  • Glutamaterjik iletim: İyonotropik AMPA reseptörleri hızlı uyarıcı iletiyi taşır; NMDA reseptörleri voltaj-bağımlı ve Ca2+-geçirgen özellikleriyle senkronizasyonu ve sinaptik güçlenmeyi (plastisiteyi) destekler; metabotropik reseptörler iletiyi modüle eder. Aşırı glutamaterjik aktivite hem nöbeti başlatabilir hem de Ca2+ yüküyle eksitotoksik hasara katkı verebilir.
  • GABAerjik iletim: İyonotropik GABA-A reseptörleri klorür (ve bikarbonat) geçirgen kanallar olarak hızlı inhibisyonu; metabotropik GABA-B reseptörleri ise daha yavaş ve uzun süreli inhibisyonu sağlar. İnternöron ağlarının GABAerjik gözetimi, uyarımı zaman ve mekânda sınırlayarak aşırı senkronizasyonu engeller.

Antikonvülzan ilaçların büyük bölümü bu mantık üzerine kuruludur: bir kısmı voltaj-kapılı ve glutamaterjik akımları azaltarak aşırı uyarımı baskılar, bir kısmı GABAerjik inhibisyonu güçlendirir, bir kısmı ise sinaptik vezikül işlevi (ör. SV2A) veya Ca2+ kanalları gibi başka düğüm noktalarını hedefler. Ortak amaç, ağın uyarılabilirliğini nöbet eşiğinin altına çekmektir.

Kanıt
  • Eksitasyon–inhibisyon dengesizliği epilepsilerin çoğunda ortak bir son yolaktır; ancak dengesizliğin kaynağı (kanal, reseptör, internöron gelişimi, ağ yapısı) sendromdan sendroma değişir.
  • Antikonvülzan sınıflarının farklı moleküler hedefleri (Na+ kanal blokajı, GABA-A güçlendirmesi, SV2A modülasyonu, Ca2+ akım azaltması), bu tek denge noktasının farklı yerlerden onarılabildiğini gösterir.

Gelişen Beyinde GABA’nın İkili Rolü ve Yaşa Bağlı Yatkınlık

Çocuk beyni, erişkinin küçültülmüş bir kopyası değildir; uyarılabilirlik dengesi gelişim boyunca yeniden ayarlanır ve bu, bazı epilepsilerin neden yalnızca belirli yaş pencerelerinde ortaya çıktığını açıklar. En çarpıcı örnek, GABA’nın olgunlaşmayla değişen etkisidir.

Olgunlaşmamış nöronlarda hücre içi klorür yoğunluğu, NKCC1 taşıyıcısının baskınlığı nedeniyle görece yüksektir; bu durumda GABA-A reseptörünün açılması klorürün hücre dışına çıkmasına ve paradoks biçimde depolarize edici (net uyarıcı) bir etkiye yol açabilir. Gelişimle birlikte KCC2 taşıyıcısının artması hücre içi klorürü düşürür ve GABA, erişkindeki klasik hiperpolarize edici (inhibitör) rolüne kavuşur. Bu geçişin zamanlaması, yenidoğan ve süt çocukluğu döneminin kendine özgü nöbet yatkınlığını ve bazı ilaçların bu yaşlarda beklenenden farklı davranabilmesini kısmen açıklar.

  • Gelişen beyinde uyarıcı sinaps olgunlaşmasının inhibitör sistemlerin önünde gitmesi, belirli dönemlerde eksitasyon lehine geçici bir asimetri yaratır.
  • Yaşa özgü ağ olgunlaşması, bazı epilepsi ve EEG örüntülerinin (yalnızca belirli yaşlarda görülen tabloların) ortaya çıkışını ve beyin olgunlaştıkça kendiliğinden gerilemesini biçimlendirir.
  • Aynı esneklik (nöroplastisite), gelişen beyni nöbete yatkın kıldığı gibi, iyileşme ve yeniden örgütlenme için erişkine göre daha yüksek bir kapasite de sağlar.
Klinik İnci
  • GABAerjik iletimin gelişimsel olgunlaşması (NKCC1→KCC2 geçişi), pediatrik epilepsilerin yaşa-bağımlı doğasını anlamada anahtar kavramdır; çocuk beynini küçük bir erişkin beyni saymak patofizyolojik olarak yanlıştır.
  • Gelişen beynin yatkınlığı ile plastisitesi aynı madalyonun iki yüzüdür: yüksek nöbet riski ile yüksek iyileşme potansiyeli bir aradadır.

Nöbetin Hücresel İmzası: PDS ve Hipersenkronizasyon

Nöbeti tek nöron davranışından ağ olayına taşıyan iki mekanizma öne çıkar: paroksismal depolarizasyon kayması ve senkronizasyon. Epileptik odaktaki nöronlarda, uzamış ve büyük genlikli bir depolarizasyonun üzerine binmiş aksiyon potansiyeli patlaması — paroksismal depolarizasyon kayması (PDS) — hücresel düzeyde nöbetin ayırt edici imzasıdır. Bu patlamayı normalde güçlü bir sonlandırıcı hiperpolarizasyon izler; bu fren, olayı sınırlayan koruyucu bir yanıttır.

Tek başına anormal ateşleyen bir nöron klinik nöbet üretmez; nöbet için çok sayıda nöronun uzamsal ve zamansal olarak senkronize olması gerekir. Sağlıklı kortekste, bir uyarı odağını çevreleyen GABAerjik çevre inhibisyonu (surround inhibition) yayılımı engeller. Sonlandırıcı hiperpolarizasyonun zayıfladığı ve çevre inhibisyonunun aşıldığı koşullarda, patlama etkinliği komşu ve bağlantılı bölgelere yayılarak hipersenkron bir boşalıma dönüşür — EEG’de görülen epileptiform grafoelementlerin ve klinik nöbetin hücresel karşılığı budur.

Kanıt
  • Klinik nöbetin iki gerekli bileşeni vardır: artmış nöronal uyarılabilirlik ve nöron topluluklarının hipersenkronizasyonu; genellikle ikisinden yalnızca biri nöbet için yeterli değildir.
  • Çevre inhibisyonunun ve sonlandırıcı hiperpolarizasyonun yenilmesi, odaksal etkinliğin nöbete ilerleyip yayılmasının temel geçiş adımıdır.

İktogenez: Nöbetin Başlaması, Yayılması ve Sonlanması

İktogenez, uyarılabilir ve senkronizasyona yatkın bir ağın bir nöbet üretme sürecidir; başlangıç, yayılım ve sonlanma olarak üç evrede ele alınabilir. Başlangıç, eksitasyon–inhibisyon dengesinin kritik bir noktayı aşacak biçimde uyarım lehine kaydığı anı; yayılım ise etkinliğin sinaptik ve ağ bağlantıları üzerinden komşu ya da uzak bölgelere ilerlemesini tanımlar. Klinik belirtiler, tam da bu köken ve yayılım haritasının dışa vurumudur.

Nöbetlerin çoğu kendiliğinden sonlanır; sonlanma pasif bir tükenme değil, etkin sonlandırıcı mekanizmaların (hiperpolarize edici akımlar, inhibitör tonusun toparlanması, hücre-dışı iyon ve nörotransmitter dengesinin değişimi gibi) devreye girmesiyle gerçekleşen aktif bir süreçtir. Bu doğal sonlanmanın yetersiz kaldığı ya da başarısız olduğu durum, uzamış nöbet ve status epileptikus riskinin patofizyolojik zeminidir. Nöbet sonrası (postiktal) dönemdeki geçici işlev baskılanması, ağın yeniden dengelenme sürecini yansıtır.

Dikkat
  • Nöbetin kendiliğinden sonlanması aktif bir süreçtir; sonlandırıcı mekanizmaların yetersizliği, nöbetin uzayarak status epileptikusa ilerlemesinde belirleyicidir — bu, zamanında müdahalenin patofizyolojik gerekçesidir.
  • İktogenez (bir nöbetin oluşması) ile epileptogenez (tekrarlayan nöbet üretme eğiliminin yerleşmesi) farklı süreçlerdir; birini hedefleyen bir yaklaşım diğerini kendiliğinden çözmez.

İktogenezden Epileptogeneze: Epilepsinin Yerleşmesi

Tek bir nöbetin oluşması (iktogenez) ile beynin kalıcı olarak tekrarlayan, provoke edilmemiş nöbetler üretme eğilimi kazanması (epileptogenez) kavramsal olarak ayrılmalıdır. Epileptogenez; genetik yatkınlık, gelişimsel etkenler ya da edinsel bir beyin hasarının (ör. uzamış febril nöbet, kafa travması, santral sinir sistemi enfeksiyonu, iskemi, kortikal gelişim malformasyonu) ardından, ağın giderek daha uyarılabilir ve senkronizasyona yatkın hale geldiği dinamik bir yeniden yapılanma sürecidir.

  • Edinsel epileptogenezde, başlatıcı olaydan ilk provoke-edilmemiş nöbete kadar geçen değişken bir gizli (latent) dönem tanımlanır; bu dönemde ağ düzeyinde yapısal ve işlevsel yeniden örgütlenme sürer.
  • Deneysel tutuşturma (kindling) modelleri, tekrarlayan alt-eşik uyaranların zamanla kalıcı uyarılabilirlik artışı yaratabildiğini göstererek epileptogenezin ilerleyici doğasını örnekler.
  • Epileptogenez kavramı, gelecekte hastalık-değiştirici veya nöbet-önleyici (antiepileptogenik) girişimler için hedeflenen — ancak şimdilik büyük ölçüde araştırma aşamasındaki — bir zaman penceresine işaret eder.
Klinik İnci
  • Mevcut antikonvülzanlar öncelikle iktogenezi baskılayarak nöbetleri önler (semptomatik kontrol); epileptogenezi durduran veya geri çeviren, rutin pratikte yerleşmiş kanıtlanmış bir hastalık-değiştirici tedavi henüz yoktur.
  • İktogenez–epileptogenez ayrımı, nöbeti durdurmak ile epilepsiyi önlemek/iyileştirmek hedeflerinin neden farklı olduğunu açıklar.

Semptomatolojinin Anatomik Karşılığı ve Nöbet Eşiği

Nöbetin dışa vuran belirtileri, boşalımın başladığı ve yayıldığı kortikal bölgenin işleviyle doğrudan ilişkilidir; bu nedenle semptomatoloji, kökeni gösteren klinik bir harita işlevi görür. Motor korteks kaynaklı bir boşalım fokal motor belirtiler (klonik seğirme, tonik kasılma); oksipital korteks kaynaklı bir boşalım görsel fenomenler (ışık, renk, şekil); geniş kortiko-talamik ağların katılımı ise bilinç ve farkındalıkta bozulma ile karşımıza çıkabilir. İlk semptomun (baş-göz deviasyonu, ilk kasılan uzuv, auranın niteliği) dikkatli tanımlanması, başlangıç bölgesinin lokalizasyonu için değerli bir ipucudur.

Bireyin nöbet üretmeye karşı direncini kavramsallaştıran nöbet eşiği, uyarılabilirlik ile inhibisyonun net bileşkesini tanımlayan pratik bir soyutlamadır; ölçülebilir tek bir sayı değil, çok etkenli bir yatkınlık düzeyidir. Genetik zemin, gelişim evresi ve altta yatan yapısal/metabolik etkenler bu eşiği belirlerken; uyku yoksunluğu, ateş, akut metabolik bozukluklar ve bazı ilaç veya uyaranlar eşiği geçici olarak düşürebilir. Antikonvülzan tedavinin amacı, bu eşiği yükselterek ağı nöbet üreten çalışma noktasının uzağında tutmaktır — düzenli ilaç kullanımının ve tetikleyicilerden kaçınmanın ortak patofizyolojik gerekçesi budur.

Dikkat
  • Nöbet eşiği klinik olarak yararlı bir kavramsal modeldir; bireyde ölçülen kesin bir eşik değeri değildir ve sayısal bir hedef gibi kullanılmamalıdır.
  • Uyku yoksunluğu, ateş ve akut metabolik dengesizlik gibi eşik düşürücü etkenler büyük ölçüde değiştirilebilir; bunların yönetimi, ilaç tedavisini tamamlayan patofizyoloji-temelli bir önlemdir.
Recent Literature

This section is compiled automatically from PubMed and published by the physician.

2026-Aug
Multidomain neuropsychiatric outcomes after epilepsy surgery: A systematic review and meta-analysis of depression, psychosis, cognition, and psychosocial adjustment.

Erişkinlerde epilepsi cerrahisi sonrası depresyonda küçük-orta düzeyde iyileşme saptanmış (SMD=-.24), bu iyileşme nöbetsiz hastalarda belirgin (-.47) iken nöbetleri devam edenlerde anlamlı değil. Ameliyat sonrası yeni psikiyatrik bozukluk hastaların %16.3'ünde ortaya çıkmış (en sık depresyon %9.8, anksiyete %7.1, psikoz %2.7); epilepsiyle ilişkili psikoz oranı ameliyat öncesi %17.5'ten sonrası %4.2'ye düşmüş. Temporal lob cerrahisi sonrası verbal bellek gerilemesi %17-37 oranında görülse de nöbetsizlik sağlandığında yaşam kalitesini bağımsız etkilemiyor; nöbetsiz hastalarda yaşam kalitesi 5 yıl boyunca sürekli artıyor. Bulgular, cerrahi öncesi psikiyatrik tarama ve ameliyat sonrası uzun süreli izlemin önemini destekliyor.

Source: PMID 42287176 ↗
2026-Aug
Responsive stimulation of the thalamus for idiopathic generalized epilepsy: Results of the randomized controlled NAUTILUS trial through 18 months.

Dirençli idiyopatik generalize epilepsi (GTKS'li) hastalarında santromedyan talamusa yönelik responsive stimülasyonun (RNS benzeri, talamik hedefli) değerlendirildiği NAUTILUS çalışması, IGE'de yapılan ilk randomize kontrollü nöromodülasyon çalışması. Primer etkinlik sonlanım noktası (ikinci GTKS'e kadar geçen süre) anlamlılığa ulaşmasa da, post-hoc analizde aktif stimülasyon grubunda GTKS azalması sham gruba göre anlamlı bulunmuş (%61 vs %49, p=.030); 18. ayda medyan %76.8 GTKS azalması, %62.5 yanıt oranı ve %40 nöbetsizlik oranı elde edilmiş. Güvenlik profili kabul edilebilir bulunmuş (ciddi cihaz-ilişkili yan etki oranı %6.9, kognisyon/mood/uyku üzerinde olumsuz etki yok) ve hasta/hekimlerin büyük çoğunluğu klinik iyileşme bildirmiş. Bu sonuçlar, medikal tedaviye dirençli IGE hastalarında talamik responsive stimülasyonun yeni ve güvenli bir palyatif tedavi seçeneği olabileceğini destekliyor.

Source: PMID 42233958 ↗
2026-Oct
Executive summary of the Japanese clinical practice guidelines for tuberous sclerosis complex-associated epilepsy 2025.

Japon Çocuk Nörolojisi Derneği ve Tuberoskleroz Derneği'nin TSC-ilişkili epilepsi için 2025 kılavuzu yayınlandı. Kılavuz, fokal epilepsi ve infantil epileptik spazm sendromu (IESS/West sendromu) için tanı-değerlendirme-tedavi akış şemasını, dirençli epilepsi tanımını ve tedavi seçeneklerini (cerrahi, mTOR inhibitörü, vagal sinir stimülasyonu, diyet tedavisi) kapsıyor. Tek klinik sorusu olan dirençli epilepside adjuvan mTOR inhibitörü tedavisi, düşük kanıt kesinliğiyle koşullu olarak önerilmiş. TSC'li hastalarda epilepsi yönetimi için güncel, yapılandırılmış bir pratik çerçeve sunuyor.

Source: PMID 42607557 ↗
2026-Sep
SUDEP and mortality in developmental and epileptic encephalopathies: A meta-analysis of randomized clinical trials and extension studies.

DEE'lerde (Dravet, Lennox-Gastaut, infantil epileptik spazm sendromu) SUDEP ve genel mortalite oranları RCT/uzatma çalışması verilerinden Bayesyen meta-analizle hesaplanmış. Genel DEE popülasyonunda mortalite 1000 hasta-yılında 8.76, SUDEP 4.32 bulunmuş; Dravet sendromunda SUDEP oranı (7.59/1000 PY) diğer sendromlara göre belirgin daha yüksek. Ölümlerin yaklaşık yarısını SUDEP oluşturuyor; ancak çalışma-bazlı verilerin gerçek dünya insidansını olası şekilde düşük tahmin ettiği vurgulanıyor, bu nedenle hasta/aile bilgilendirmesinde bu oranların alt sınır olarak yorumlanması öneriliyor.

Source: PMID 42360057 ↗
2026-Oct
The Impact of Epilepsy, Antiepileptic Drugs, and Adjuvant Treatments on Subclinical Atherosclerosis: A Systematic Review and Meta-Analysis.

31 çalışmanın meta-analizinde epilepsi hastalarında kontrol grubuna göre karotis intima-media kalınlığı (cIMT) ve epikardiyal yağ dokusu kalınlığı (EATT) anlamlı şekilde artmış bulunmuş; akım aracılı vazodilatasyonda (FMD) fark saptanmamış. Eski kuşak AED'ler, çoklu AED kullanımı ve enzim-indükleyici AED'ler, yeni kuşak/mono/non-enzim-indükleyici tedavilere kıyasla daha kalın cIMT ile ilişkili bulunmuş; ketojenik diyet, Atkins diyeti ve folik asit desteğinin ise cIMT üzerinde anlamlı etkisi gösterilememiş. Bu bulgular, özellikle uzun süreli çoklu veya enzim-indükleyici eski AED kullanan epilepsi hastalarında subklinik aterosklerozun erken taranması ve kardiyovasküler risk yönetiminin önemini destekliyor.

Source: PMID 41194708 ↗
2026
Efficacy, treatment retention, and tolerability of newer- versus older-generation antiseizure medications in older adults with epilepsy: a systematic review and meta-analysis.

Yaşlı epilepsi hastalarında (9 çalışma, 2507 hasta) yeni- ve eski-kuşak antiepileptik ilaçlar karşılaştırıldığında, nöbetsizlik oranları açısından anlamlı fark bulunmamış. Ancak yeni kuşak ilaçlar belirgin şekilde daha yüksek tedavi kalıcılığı, daha düşük herhangi bir nedenle bırakma oranı ve daha düşük yan etkiye bağlı kesme oranıyla ilişkilendirilmiş. İnme-sonrası epilepsi alt grubunda nöbetsizlikte anlamlı fark gösterilememiş. Bulgular, yaşlı hastalarda ASM seçiminde etkinlik kadar tolerabilite ve tedaviye devam edebilirliğin önemini destekliyor; ancak kanıt kesinliği düşük/çok düşük olup dikkatli yorumlanmalı.

Source: PMID 42835346 ↗
2026-Nov
Deep brain stimulation outcomes in pediatric drug-resistant epilepsy: A systematic review and meta-analysis.

Pediatrik dirençli epilepside derin beyin stimülasyonunun (DBS) ≥12 ay sonrası etkinliğini değerlendiren bu meta-analizde (19 çalışma, 149 hasta) genel yanıt oranı (≥%50 nöbet azalması) %63.3, nöbetsizlik oranı ise %13.8 bulunmuş. İmplantasyon yaşı yanıtla ilişkili bulunmamış; hedef nükleuslar arasında (CM %66.2, STN %76.8, ANT %46.2, CM+ANT %51.1) istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamış. Toplam yan etki oranı %16.5 olup prosedüre bağlı mortalite bildirilmemiş — bulgular DBS'nin pediatrik dirençli epilepside seçilmiş olgularda kabul edilebilir güvenlikte, klinik olarak anlamlı bir palyatif tedavi seçeneği olduğunu destekliyor.

Source: PMID 42767129 ↗
2026-Oct
Does electrocorticographic guidance improve seizure outcomes following cavernoma resection?

Kavernöz malformasyon (CCM) ilişkili epilepsi cerrahisinde intraoperatif elektrokortikografi (ECoG) rehberliğinin rezeksiyon sınırını genişleterek uzun dönem nöbetsizlik oranını artırdığı gösterilmiş. Tek merkez verisinde ECoG grubu 24-36 ay takipte daha yüksek nöbetsizlik oranına sahip olup bu fark özellikle ekstratemporal lezyonlarda anlamlı kalmış; 7 çalışmayı kapsayan meta-analizde ECoG-rehberli rezeksiyon, standart lezyonektomiye göre belirgin daha iyi nöbet sonucuyla ilişkilendirilmiş (OR=6.01, %95 GA 3.03-11.92). Bulgular, özellikle ekstratemporal yerleşimli kavernoma-ilişkili epilepsi cerrahisinde ECoG kullanımının faydalı bir yardımcı yöntem olabileceğini destekliyor.

Source: PMID 42417083 ↗
2026-Oct-20
The effect of seizure-free period on seizure recurrence following antiseizure medication withdrawal: a systematic review and meta-analysis.

Bu meta-analize göre ASM kesilmeden önceki nöbetsiz süre, kesim sonrası nüks riskini belirgin etkiliyor: genel olarak 5 yıldan kısa nöbetsizlikte nüks riski artmış (RR 1.49), buna karşın ≥10 yıl nöbetsizlikte risk belirgin düşük bulunmuş (RR 0.21, ancak sınırlı veriyle). Alt grup analizlerinde çocuklarda 3 yıldan, erişkinlerde 5 yıldan, Avrupalı hastalarda 2 yıldan, Orta Doğu hastalarında 3 yıldan kısa nöbetsiz dönemler daha yüksek nüks riskiyle ilişkili bulunmuş. Bu veriler, ASM kesme kararında hasta popülasyonuna göre optimal nöbetsiz süre eşiklerini belirlemede klinisyene kanıta dayalı bir çerçeve sunuyor.

Source: PMID 42900237 ↗
2026-Oct
Impact of vitamin D supplementation and status on seizure frequency and quality of life in drug-resistant epilepsy: A systematic review and meta-analysis.

İlaca dirençli epilepsi hastalarında D vitamini desteğinin (4 çalışma, 183 hasta) nöbet sıklığını ayda ortalama 8.31 nöbet azalttığı ve serum D vitamini düzeyini anlamlı yükselttiği gösterilmiş. Dirençli ve ilaca yanıtlı epilepsi grupları arasında başlangıç D vitamini düzeyinde fark bulunmamış, yani düşük D vitamini direnci öngörmüyor. Uzun süreli D vitamini desteğinin yaşam kalitesi ve yorgunlukta iyileşmeyle ilişkili olabileceği belirtilmiş; ancak kanıtlar sınırlı sayıda küçük çalışmaya dayandığından büyük ölçekli RCT'lerle doğrulama gerekiyor. Pratikte, dirençli epilepsi hastalarında D vitamini desteği güvenli ve düşük maliyetli bir adjuvan seçenek olarak değerlendirilebilir.

Source: PMID 42226400 ↗
2026-Nov
Epilepsy and menopausal health: A European Menopause and Andropause Society (EMAS) and Centre for Global Epilepsy clinical guide.

Epilepsili kadınlarda erken menopoz riski, kardiyovasküler hastalık, osteoporoz ve bilişsel bozukluk riski epilepsisi olmayanlara göre daha yüksek bulunmuş. Sistemik menopozal hormon tedavisi (MHT) fayda-risk dengesine göre düşünülmeli; hormon düzeyindeki doz-bağımlı dalgalanmaları azaltmak için transdermal östrojen tercih edilebilir. Antiepileptik ilaçlar ile sistemik MHT arasındaki olası etkileşimler dikkate alınmalı, gerekirse antiepileptik ilaç dozunda/ajanında değişiklik yapılmalı; menopoz döneminde epilepsi yönetimi için multidisipliner ekip yaklaşımı öneriliyor.

Source: PMID 42810186 ↗
2026-Nov
Efficacy and safety of MR guided-laser interstitial thermal therapy versus resective surgery for MRI-positive focal cortical dysplasia type II and tuberous sclerosis complex: A systematic review and meta-analysis.

MRI-pozitif FCD tip II ve tuberoskleroz kompleksine bağlı ilaca dirençli epilepside, MR-güdümlü lazer interstisyel termal terapi (MRgLITT) ile klasik rezektif cerrahi karşılaştırılmış. Nöbetsizlik oranları iki yöntem arasında anlamlı farklı bulunmamış (kombine grup %72 vs %71; FCD II'de %74 vs %85; TSC'de %50 vs %59), komplikasyon oranları da benzer çıkmış; çocuk ve erişkinlerde sonuçlar farklılık göstermemiş. Bu bulgular, seçilmiş hastalarda daha az invaziv MRgLITT'nin rezektif cerrahiye etkin ve güvenli bir alternatif olarak değerlendirilebileceğini destekliyor.

Source: PMID 42679657 ↗
2026-Nov
Corpus callosotomy in Lennox-Gastaut syndrome: Effectiveness, safety, and predictors of outcome: A systematic review and meta-analysis.

Lennox-Gastaut sendromunda korpus kallosotomi (48 çalışma, 822 hasta) sonrası ≥%50 nöbet azalması oranı ~%70, ≥%75 azalma %38, tam nöbetsizlik ise %20 bulunmuş; komplikasyon oranı %15.8. Açık, lazer (LITT) veya endoskopik yaklaşımlar arasında ya da kısmi/tam disseksiyon arasında sonuç farkı saptanmamış — yani daha az invaziv yöntemler benzer etkinlik sunabilir. Meta-regresyonda tek bağımsız prediktör cerrahi yaşının büyüklüğü olup daha ileri yaşta ameliyat olanlarda yanıt daha iyi bulunmuş. Kanıt kalitesi düşük (gözlemsel çalışmalar, randomize çalışma yok) olduğundan sonuçlar dikkatle yorumlanmalı, ancak LGS'de CC seçimi ve yöntem tartışmasında klinisyene güncel kanıt özeti sağlıyor.

Source: PMID 42664727 ↗
2026-Nov
Valproate vs levetiracetam in juvenile myoclonic epilepsy: systematic review and meta-analysis.

JME'li hastalarda valproat, levetirasetama kıyasla daha yüksek nöbet remisyon oranı (RR 1.44) ve daha düşük tedavi bırakma/başarısızlık riski (RR 0.68) ile ilişkili bulunmuş. Buna karşılık valproat, bellek bozukluğu riskini (RR 5.37) ve kilo alımı/obezite riskini (RR 6.40) belirgin artırmış; baş dönmesi açısından fark saptanmamış. Nöbet remisyonu sonucundaki heterojenite çok yüksek (I²=%88.4) olduğundan bu bulgu dikkatle yorumlanmalı; bulgular VPA-LEV seçiminde etkinlik-yan etki dengesini (özellikle doğurganlık çağındaki hastalarda teratojenite riskiyle birlikte) değerlendirirken klinisyene ek kanıt sunuyor, ancak büyük RCT'lerle doğrulama gerekiyor.

Source: PMID 42492303 ↗
2026-Nov
Neuropsychiatric adverse events with anti-seizure medications in patients with epilepsy: A systematic review and meta-analysis.

5 milyondan fazla hastayı kapsayan 18 gözlemsel çalışmanın meta-analizinde, ASM kullanımıyla ilişkili nöropsikiyatrik yan etkiler (bellek bozukluğu, depresyon, psikoz, anksiyete, suisidalite) ilaç kuşağına göre değişkenlik gösteriyor. Topiramat psikoz riskiyle güçlü ilişkili bulunmuş (OR 3.07), levetirasetam ise bir kohortta artmış anksiyete, bir vaka-kontrol çalışmasında artmış suisidalite oranıyla ilişkilendirilmiş. Birinci-ikinci kuşak ASM'ler arasında psikoz riski açısından anlamlı fark saptanmamış. Bu bulgular, ASM seçiminde ve rutin izlemde nöropsikiyatrik yan etkilerin dikkate alınması gerektiğini destekliyor; ancak çalışmaların gözlemsel niteliği ve heterojenlik nedeniyle kesinlik sınırlı.

Source: PMID 42470751 ↗

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.