🚧 Bu site test (deneme) aşamasındadır — içerik ve özellikler geliştirilmektedir.
BTProf. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
6. Bölüm · Gelişim Basamakları

Sosyal ve Duygusal Gelişim

Çocuğunuz dünyaya geldiğinde kendi başına pek az şey yapabiliyordu; acıktığında ya da korktuğunda tek yapabildiği ağlamaktı. Ama bu çaresizlik bir eksiklik değil, aslında en güçlü yanıydı; çünkü çocuğunuzu size bağlayan, sizin ona koşmanızı sağlayan da tam olarak buydu. Bebeğin beyni sosyal bir beyindir. Yani sevgi, yakınlık, bakış ve dokunuş çocuğunuz için sadece güzel duygular değil, beyninin sağlıklı kurulması için ihtiyaç duyduğu gerçek bir besindir. Bu bölümde çocuğunuzun iç dünyasını nasıl kurduğunu, duygularını nasıl öğrendiğini ve başka insanlarla nasıl bağ kurmaya başladığını birlikte göreceğiz. Yolun her adımında sizin sıcaklığınız en büyük yardımcısı olacak.

Güvenli bağ neden bu kadar önemli

Çocuğunuzla kurduğunuz ilk bağa güvenli bağlanma diyoruz; yani çocuğunuzun "bir şey olursa annem ya da babam yanımda olur" diye içten içe bilmesi. Bebeğiniz ağladığında onu kucağınıza aldığınızda, konuşarak sakinleştirdiğinizde, ona her seferinde şunu öğretirsiniz: Bu dünya güvenli bir yer ve ben değerliyim. Zamanla çocuğunuz sizi bir güvenli üs gibi kullanmaya başlar. Odada oyuncaklara doğru gider, bir şeyler keşfeder, sonra dönüp size bakar ya da dokunur, güven tazeler ve yeniden oyununa döner. Bu gidip gelme sağlıklı bir işarettir; çocuğunuz size güvendiği için cesaretle uzaklaşabiliyordur.

Bu güven bir günde kurulmaz, minik anların tekrarıyla oluşur. Bebeğinizi beslerken yüzüne bakmak, gülümsemek, onunla konuşmak, karnını doyurmak kadar önemlidir. Bazen anne ya da babanın kendini çok yorgun ya da tükenmiş hissettiği dönemler olur; doğum sonrası çöküntü gibi durumlar hem sizi hem bebeğinizi zorlar. Böyle zamanlarda kendinize yardım aramak bir zayıflık değil, çocuğunuza yaptığınız en güzel iyiliklerden biridir. Kendinizi iyi hissettiğinizde, o sıcaklığı çocuğunuza da daha kolay verirsiniz.

Sosyal gülümseme ve ilk karşılıklı anlar

Bebeğinizin ilk gerçek sosyal gülümsemesi, çoğu zaman ikinci ayın sonuna doğru yüzünüze bakarak gelir ve çoğu ailenin kalbini eritir. Bu gülümseme rastgele değildir; sizi tanıdığının, sizinle bir alışveriş kurmaya başladığının işaretidir. Bebeğiniz size gülümser, siz karşılık verirsiniz, o daha çok gülümser. İşte bu ileri geri akış, çocuğunuzun ilk sohbetidir. Onunla konuşurken sizi taklit etmeye çalıştığını, ses tonunuza ve yüz ifadenize ayak uydurduğunu göreceksiniz. Çocuğunuz henüz konuşamasa da gözlerinizle, sesinizle ve dokunuşunuzla kurulan bu bağı çok iyi anlar. Bu karşılıklılık öyle hassastır ki, siz birkaç dakika yüzünüzü ifadesiz bıraksanız bile bebeğiniz huzursuzlanır. Bu yüzden çocuğunuzla göz göze gelmeye ayırdığınız zaman asla boşa gitmez.

Ortak dikkat ve dünyayı birlikte paylaşmak

Çocuğunuz büyüdükçe ortaya çıkan çok değerli bir beceri vardır: ortak dikkat. Yani çocuğunuzun bir şeye bakıp sonra size dönmesi, "sen de gördün mü?" der gibi bakışlarını sizinle paylaşması. Bir uçak gördüğünde onu parmağıyla göstermesi, siz bir şeyi işaret ettiğinizde o yöne bakması, ismini duyduğunda size dönmesi. Bunların hepsi çocuğunuzun sizinle aynı anı paylaşmayı öğrendiğini gösterir. Bu paylaşma, ileride konuşmanın, arkadaşlık kurmanın ve başkalarını anlamanın temelidir. Genellikle bebeklik döneminin sonlarına doğru belirginleşir.

Duyguları öğrenmek ve yatıştırmak

Küçük bir çocuğun beyninde ilginç bir durum vardır. Duyguların hızla alevlendiği bölge çok erken çalışmaya başlar, ama bu duyguları frenleyen, sakinleştiren bölge en yavaş olgunlaşan yerdir. Çocuğunuzu, gaz pedalı sonuna kadar basılı ama frenleri henüz tam takılmamış bir arabaya benzetebilirsiniz. Bu yüzden küçük çocuklar birden öfkelenip birden ağlayabilir. Bu bir şımarıklık ya da terbiyesizlik değildir; beyninin ilgili bölümü henüz tam gelişmediği içindir. Fren zamanla, yıllar içinde takılır.

İki ve üç yaşlarında öfke ve hayal kırıklığı en çok yaşanan duygulardır. Çocuğunuz yapmak istediği şeyi henüz yapamadığında ya da isteğini anlatacak kelimeleri bulamadığında sıkışır ve öfke nöbetine girer. O anda ona mantıklı açıklamalar yapmanız pek işe yaramaz, çünkü çocuğunuz o sırada dinlemekte değil, sadece hissetmektedir. Sizin göreviniz onun geçici olarak dışarıdan freni olmaktır; sakin kalmak, ona sarılmak ya da yanında durmak, fırtına geçene kadar güvenli bir liman olmak. Siz sakin kaldıkça çocuğunuz da yavaş yavaş sakinleşmeyi öğrenir.

Burada çok işe yarayan basit bir yöntem var: duyguyu adlandırmak. Çocuğunuza "şu an çok kızgınsın", "arkadaşın oyuncağını alınca üzüldün" gibi cümlelerle ne hissettiğini söylemek onun sakinleşmesine yardımcı olur. Bir duyguya isim verildiğinde, o duygu daha yönetilebilir hale gelir. Duygularını tanıyan ve adlandırabilen çocuklar hem daha kolay sakinleşir hem de arkadaşlarıyla anlaşmazlıklarını daha güzel çözer. Üç ve dört yaşlarına doğru öfke nöbetleri seyrekleşir, çocuğunuz sıra beklemeyi, biraz sabretmeyi öğrenmeye başlar. Yine de yorgunken, açken ya da hastayken en olgun çocuk bile daha küçük tepkilere geri dönebilir; bu son derece doğaldır.

Her çocuk farklıdır: mizaç

Bazı çocuklar doğuştan daha hareketli, daha meraklı ve daha coşkuludur. Bazıları ise daha utangaç, yeni ortamlara ve yeni insanlara ısınması zaman alan, temkinli çocuklardır. Bunların ikisi de tamamen normaldir. Utangaç bir çocuk bozuk değildir; sadece dünyaya daha dikkatli yaklaşan bir çocuktur. Bu çocuklar yeni bir yere girdiğinde biraz zamana ve size tutunmaya ihtiyaç duyar. Onları zorlamak yerine, ısınmaları için süre tanımak en doğru yaklaşımdır.

Hassas mizaçlı çocukların güzel bir yanı vardır: destekleyici, sıcak bir ortamda çoğu zaman akranlarını bile geçecek şekilde serpilirler. Yani hassasiyet sadece bir kırılganlık değil, doğru ortamda bir güç kaynağıdır. Çocuğunuzun mizacını tanımak ve onun tarzına uygun davranmak, verebileceğiniz en değerli desteklerden biridir.

Arkadaşlıklar ve birlikte oynamak

Çocuğunuz üç yaşından sonra ailenin dışına, akranlarına doğru açılmaya başlar. Arkadaşlıklar aslında ailedeki ilişkilerden daha zorlayıcıdır, çünkü orada güç eşittir. Çocuğunuz istediğini elde etmek için ağlamak yerine anlaşmayı, sırasını beklemeyi ve arkadaşının bakış açısını düşünmeyi öğrenmek zorunda kalır. Oyun, çocuğunuzun bunu deneyerek öğrendiği en güzel alandır. Başta tek başına, sonra yan yana ama ayrı ayrı, en sonunda birlikte kurgu kurarak oynamaya geçer. Evcilik gibi rol oyunları, çocuğunuzun düşünme, konuşma ve iş birliği becerilerini bir arada çalıştırır.

Çocuğunuz büyüdükçe şaşırtıcı bir beceri kazanır: başka insanların onunkinden farklı düşündüğünü, farklı şeyler bildiğini anlamaya başlar. Genellikle dört beş yaş civarında gelişen bu kavrayış, çocuğunuzun kendini bir başkasının yerine koyabilmesinin ilk adımıdır. İşte empatinin temeli buradan filizlenir. Bu becerinin en güzel öğretmeni sizsiniz; oyunun içinde paylaşmayı, sıra beklemeyi ve nazik olmayı ona bizzat göstererek öğretirsiniz.

Ekranlar konusunda bir hatırlatma

Son yıllarda çocukların sosyal gelişimini zorlayan yeni bir konu var: ekranların fazla kullanımı. Tablet, telefon ve televizyon, çocuğunuzun yüz yüze etkileşiminin yerini aldığında, o karşılıklı bakış ve konuşma alışverişinden mahrum kalır. Sağlık kuruluşları, iki yaş altında görüntülü görüşme dışında ekrandan uzak durulmasını, sonraki yıllarda ise sınırlı ve mümkünse sizinle birlikte izlenen kullanımı öneriyor. Ekranın yerini alan her sıcak sohbet, her birlikte oynanan oyun çocuğunuz için çok daha değerlidir.

Ne zaman dikkatli olmalı

Çocuğunuzun sosyal ve duygusal gelişiminde çoğu inişli çıkışlı dönem geçicidir. Ama bazı işaretler, bir uzmandan görüş almak için sizi yönlendirmelidir. Şu durumlarda çocuk doktorunuza ya da çocuk nöroloğuna danışmak yerinde olur:

  • 6 ile 9 ay arasında sosyal gülümsemenin ve karşılıklı alışverişin hiç görülmemesi
  • İsmini söylediğinizde size dönüp bakmaması
  • Bir şeyi işaret etmemesi, sizin gösterdiğinize bakmaması, yani ortak dikkatin kurulmaması
  • Göz temasından sürekli ve belirgin biçimde kaçınması
  • Yaşıtlarına hiç ilgi duymaması
  • Daha önce edindiği kelimeleri ya da becerileri kaybetmesi
  • Yaşına göre çok uzun süren, hiçbir şekilde yatıştırılamayan öfke nöbetleri ya da kapanıp donma halleri

Bu işaretlerin görülmesi bir son değil, erken davranmak için bir fırsattır. Çocukluğun ilk yılları beynin en esnek, öğrenmeye en açık olduğu dönemdir. Erken fark edip destek almak, çok şeyi değiştirebilir.

Aklınızda kalsın
  • Çocuğunuzun beyni sosyal bir beyindir; sevginiz, bakışınız ve dokunuşunuz onun için gerçek bir besindir.
  • Güvenli bağ, minik anların tekrarıyla kurulur; çocuğunuz size güvendikçe dünyayı cesaretle keşfeder.
  • Küçük çocukların öfke nöbetleri bir şımarıklık değil, beynin freni henüz tam gelişmediği için yaşanan doğal bir durumdur; siz sakin kaldıkça o da sakinleşmeyi öğrenir.
  • Duyguları adlandırmak çocuğunuzun sakinleşmesine yardım eder; utangaç ya da hareketli olmak, her çocuğun kendine has ve normal bir yanıdır.
  • Göz temasının azalması, isme tepki vermeme ve ortak dikkatin kurulmaması gibi işaretlerde erken görüş almak, en güçlü adımınızdır.

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.