Davranış Gelişimi ve Olumlu Disiplin
Çocuğunuzun ne düşündüğünü her zaman göremezsiniz ama ne yaptığını görürsünüz. İşte davranış budur: çocuğun iç dünyasının dışa yansıyan hâli. Bir çocuğun ağlaması, inatlaşması, oyuncağını fırlatması ya da sizin sözünüzü dinlemesi rastgele olaylar değildir; hepsi gelişmekte olan bir beynin ürünüdür. Bu bölümde çocukların yaşa göre neden bazı davranışları sergilediğini, hangi davranışların tümüyle normal olduğunu, sınır koymanın çocuğa nasıl güven verdiğini ve öfke nöbetleriyle sakin biçimde nasıl baş edebileceğinizi konuşacağız. Amacımız sizi kaygılandırmak değil; çocuğunuzun davranışlarını daha iyi anlamanıza ve ona daha rahat eşlik etmenize yardımcı olmaktır.
Davranış çocuğun bir dili gibidir
Konuşamayan ya da duygularını henüz kelimelere dökemeyen bir çocuk için davranış, en güçlü iletişim aracıdır. Bir çocuk ağladığında, tepindiğinde ya da bir şeyi ittiğinde çoğu zaman bize bir mesaj veriyordur: "Canım acıyor", "Sıkıldım", "Bunu istiyorum" ya da "Bana bak, beni fark et". Davranışı yalnızca durdurulması gereken bir sorun olarak değil, çözülmesi gereken bir mesaj olarak görmek işleri kolaylaştırır. Çünkü bir davranışın arkasındaki ihtiyacı anladığınızda, çocuğa o ihtiyacı daha uygun bir yolla karşılamayı öğretebilirsiniz.
Çocuklar dünyaya kendi mizaçlarıyla gelir. Kimi bebek sakin ve uyumludur, kolayca alışır; kimi daha hareketli ve tepkilidir, en ufak değişiklikte huzursuzlanır; kimi de yeni durumlara ısınması zaman alan, temkinli bir çocuktur. Bu farklar bir "iyi çocuk" ya da "zor çocuk" meselesi değildir; doğuştan gelen kişilik tohumlarıdır. Tepkileri yoğun olan bir bebeğin çabuk ağlaması ve zor sakinleşmesi şımarıklık ya da sizin bir hatanız değildir. Önemli olan, çocuğun bu doğasını tanımak ve ona uygun bir yaklaşım geliştirmektir. Çocuğunuzun davranışını kişisel bir başarısızlık gibi görmediğiniz an, hem siz hem de o rahatlar.
Yaşa göre normal davranışlar
Her yaşın kendine özgü davranışları vardır ve bunların birçoğu, sizi zorlasa da gelişimin doğal bir parçasıdır. Bebeklikte davranışlar büyük ölçüde otomatiktir: bebek acıktığında, korktuğunda ya da rahatsız olduğunda ağlar, çünkü ağlamak onun tek iletişim yoludur. Bu dönemde sizin onu kucaklayıp sakinleştirmeniz çok değerlidir; çünkü çocuk, dışarıdan sakinleştirilme deneyimini zamanla kendi kendini yatıştırma becerisine dönüştürür.
İki ile üç yaş arası, ailelerin en çok zorlandığı ama aslında en doğal dönemlerden biridir. Bu yaşta çocuk "hayır" demeyi, kendini yere atmayı, inatlaşmayı keşfeder. Halk arasında "korkunç ikiler" denen bu dönem bir terslik değil, çocuğun "ben ayrı bir insanım, benim de bir sözüm var" demeyi öğrenmesidir. Öfke nöbetleri (çocuğun aniden ağlayıp bağırarak kontrolünü kaybetmesi) de bu yaşta beklenendir. Çünkü çocuğun beyninde dürtüleri frenleyen bölüm henüz yeterince olgunlaşmamıştır; yani çocuk istese bile kendini kolayca tutamaz. Bu yüzden bu yaştaki bir öfke nöbeti, çocuğun sizi kızdırmak için yaptığı bir şey değildir.
Okul öncesi dönemden itibaren çocuk yavaş yavaş kendini denetlemeyi öğrenir. Artık bir şeyi yapmadan önce sonucunu biraz düşünebilir. Arkadaşının elindeki oyuncağı kapmak yerine "verir misin?" demeye başlaması, işte bu olgunlaşmanın işaretidir. Bu değişim bir gecede olmaz; sabır ve tekrarla, sizin yönlendirmenizle gelişir.
Sınır koymak güven verir
Bazı aileler sınır koymanın çocuğu üzeceğini ya da sevgiyi zedeleyeceğini düşünür. Oysa tam tersi doğrudur. Çocuk için belirsizlik, en büyük stres kaynaklarından biridir. Nerede durması gerektiğini bilmeyen bir çocuk, aslında kendini güvende hissetmez. Tutarlı ve şefkatli sınırlar, çocuğun dünyasını öngörülebilir kılar ve ona "burada seni koruyan biri var" mesajı verir. Sınır, çocuğu kısıtlamak için değil, ona güvenli bir çerçeve sunmak içindir.
En sağlıklı yaklaşım, sıcaklık ile makul kuralları birleştirmektir. Ne aşırı katı ve cezalandırıcı olmak, ne de her istediğini yapmasına izin vermek çocuğa iyi gelir. Sevgiyle kucaklayan ama gerektiğinde nazikçe "hayır" diyebilen bir tutum, çocuğun en olumlu biçimde gelişmesini sağlar.
Olumlu disiplinin temelleri
Disiplin, ceza demek değildir. Disiplin, çocuğa doğru davranışı öğretmektir. İşte bunu kolaylaştıran birkaç temel ilke:
- Tutarlı olun. Bir gün yasakladığınız bir şeye ertesi gün izin vermek, çocuğun kafasını karıştırır ve inadını artırır. Kurallar belli ve sürekli olduğunda çocuk güvende hisseder.
- Örnek olun. Çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenir. Öfkesini bağırarak boşaltan bir anne babanın çocuğu da öfkeyi bağırarak ifade etmeyi öğrenir; sorunları sakin konuşarak çözen bir ailenin çocuğu ise sakin kalmayı öğrenir.
- Olumluyu görün ve pekiştirin. Çocuğu iyi bir şey yaparken yakalayıp övmek, kötü davranışı azaltmanın en kestirme yoludur. Çoğu zaman en güçlü ödül maddi bir şey değil, sizin ona ayırdığınız içten ilgidir.
- Cezadan çok yönlendirmeye başvurun. "Şunu yapma" demek çoğu zaman yetmez; çocuğa bunun yerine ne yapabileceğini göstermek gerekir. İtmek yerine "verir misin?" demeyi öğreten bir anne baba, çocuğa hem sınırı hem de çözümü aynı anda öğretmiş olur.
Burada önemli bir ayrım vardır: ödül rüşvet değildir. Rüşvet, çocuk kriz çıkarırken onu susturmak için verilir ve aslında o kötü davranışı besler. Pekiştirme ise çocuk güzel bir şey yaptıktan sonra gelir. İkisi arasındaki fark, zamanlamadadır.
Öfke nöbetiyle sakin baş etmek
Bir öfke nöbeti anında en zor ama en önemli iş, sizin sakin kalmanızdır. Krizdeki bir çocuğun karşısında bağıran bir anne baba, farkında olmadan çocuğun kaosunu büyütür. Sakin bir liman olmadan, fırtınadaki gemi durulamaz. Siz sakin kaldıkça çocuk da yavaş yavaş yatışır.
Öfke nöbetinde işinize yarayacak birkaç yaklaşım: Derin bir nefes alın ve ses tonunuzu alçaltın. Çocuğun göz hizasına inin. Yumuşak bir ses ve yavaş hareketler, çocuğa "tehlike yok, güvendesin" mesajı verir. Cezalandırmak yerine, aşırı uyarılmış çocuğu güvenli bir alanda birlikte sakinleştirmek çok daha etkilidir; buna kimi zaman "sakinleşme köşesi" denir. Amaç çocuğu dışlamak değil, ona yatışması için güvenli bir kucak sunmaktır.
Bazen çocuğun dikkat çekmek için yaptığı davranışları sakince görmezden gelmek de işe yarar. Ancak şunu bilin: siz görmezden gelmeye başladığınızda davranış önce bir süre şiddetlenebilir, çünkü çocuk "eskiden işe yarıyordu, daha çok denesem?" diye düşünür. Bu geçici artış normaldir; kararlı davranmaya devam ederseniz davranış zamanla söner.
Ne zaman bir davranış bir sorunun işareti olabilir?
Yukarıda anlattığımız davranışların büyük kısmı gelişimin doğal parçasıdır ve zamanla geçer. Peki bir davranışın "normalin ötesinde" olduğunu nasıl anlarsınız? Burada üç ölçüye bakmak yardımcı olur: davranışın sıklığı, şiddeti ve süresi. Buna bir de o davranışın çocuğun yaşına uygun olup olmadığını ve günlük yaşamı ne kadar bozduğunu eklemek gerekir.
Örneğin iki yaşında bir çocuğun markette kendini yere atması dönemin doğal bir parçasıdır. Ama aynı davranışın sekiz yaşına kadar sürmesi, öfke nöbetlerinin saatlerce devam etmesi ya da çocuğun kendine veya başkalarına zarar vermeye başlaması, daha yakından bakılması gereken durumlardır.
Bazen bir davranışın altında beklenmedik bir neden yatabilir. Kendini ifade edemeyen bir çocuk, hayal kırıklığını hareketiyle gösterebilir; arkadaşını ısırması çoğu zaman kötü niyet değil, "o oyuncağı ben istiyorum" cümlesinin dile gelemeyen hâlidir. Bazı çocuklar sesten, dokunuştan ya da kalabalıktan aşırı rahatsız olur; etiketli bir kıyafet ya da gürültülü bir ortam onları taşırabilir. Dışarıdan yaramazlık gibi görünen şey, aslında çocuğun taşıyamadığı bir duyusal yük olabilir.
Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta: bazen davranışın nedeni çok basittir. Açlık, yorgunluk, uykusuzluk ya da bir ağrı, küçük bir çocuğu kolayca krize sokabilir. Konuşamayan bir çocuk, bir diş ağrısını ya da kulak iltihabını ancak davranışıyla anlatabilir. Bu yüzden ani ve açıklanamayan davranış değişikliklerinde, önce çocuğun bedensel olarak rahat olup olmadığını düşünmek gerekir.
Ne zaman bir uzmana başvurmalı?
Anne baba olarak sezginize güvenin. Bir davranış sizi ciddi biçimde endişelendiriyorsa, uzun süredir devam ediyorsa, çocuğunuzun yaşına göre aşırıysa ya da günlük yaşamını, okulunu, ilişkilerini bozuyorsa bir çocuk hekimine danışmak en doğrusudur. Çocuğun kendine ya da başkalarına zarar vermesi, daha önce sakin bir çocukta ani ve açıklanamayan öfke patlamalarının başlaması ya da belirgin bir kişilik değişikliği de mutlaka değerlendirilmesi gereken durumlardır.
Bir uzmana başvurmak, çocuğunuzun "sorunlu" olduğu anlamına gelmez; tam tersine, ona en iyi şekilde eşlik etmek istediğinizi gösterir. Hekim, davranışın altındaki nedeni birlikte anlamanıza yardımcı olur ve çoğu zaman ailelerin yükünü hafifleten pratik yollar sunar. Erken bakış açısı, hem sizi rahatlatır hem de çocuğunuzun uyumunu ve dayanıklılığını güçlendirir.
- İki yaşında inatlaşma, "hayır" deme ve öfke nöbetleri çoğu zaman gelişimin doğal parçasıdır.
- Tutarlı ve şefkatli sınırlar çocuğu kısıtlamaz, ona güven verir.
- Çocuğu iyi bir şey yaparken övmek, kötü davranışı azaltmanın en etkili yoludur.
- Öfke nöbetinde en güçlü aracınız kendi sakinliğinizdir.
- Yaşına göre aşırı, sürekli ve günlük yaşamı bozan davranışlarda hekiminize danışın.
Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.