BTProf. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
4. Bölüm · Nörolojik Yönetim

Epilepsi: Fenotip, EEG ve Yönetim

Prof. Dr. Burak Tatlı
Yazan ve tıbbi inceleme
Prof. Dr. Burak Tatlı

Çocuk Nörolojisi ve Gelişimsel Pediatri Uzmanı

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi · Nörogender Derneği

Son güncelleme:

Sağlık profesyonellerine yöneliktir

Epilepsi, Angelman sendromunun (AS) çekirdek klinik özelliklerinden biridir ve olguların büyük çoğunluğunu etkiler; literatürde çoğu seride bireylerin %80'in üzerinde nöbet geçirdiği bildirilir. Nöbetler tipik olarak yaşamın ilk üç yılında, sıklıkla 2-3 yaş civarında başlar; ancak delesyon tipinde daha erken ortaya çıkabilir. Klinik önemi yalnızca sıklığından değil, sıklıkla polimorfik ve ilaca dirençli seyrinden ve nonkonvülzif status epileptikus riskinden kaynaklanır. Bu bölümde AS'de nöbet fenotipi, genotiple ilişkisi, karakteristik elektroensefalografik (EEG) bulguları ve antiepileptik yönetim ilkeleri hekim perspektifiyle ele alınmaktadır.

Epidemiyoloji ve Genotip-Fenotip İlişkisi

AS'de epilepsi riski ve şiddeti moleküler alt tipe göre belirgin şekilde değişir. Anneden gelen 15q11-q13 delesyonu taşıyan bireylerde (olguların yaklaşık %70'i) epilepsi daha erken başlar, daha ağır seyreder ve tedaviye daha dirençli olma eğilimindedir. Buna karşılık babadan uniparental dizomi (UPD), imprinting defekti ve UBE3A nokta mutasyonu olan bireylerde nöbetler görece daha hafif ve daha geç başlangıçlı olabilir. Bu farkın olası bir moleküler açıklaması, delesyon bölgesinin UBE3A dışında komşu genleri de kapsamasıdır: özellikle GABA-A reseptör alt ünitelerini kodlayan genlerin (GABRB3, GABRA5, GABRG3 kümesi) eş zamanlı kaybı, kortikal inhibisyon dengesini bozarak delesyon tipindeki daha ağır epilepsi fenotipine katkıda bulunuyor olabilir.

Genetik Not
  • Nöbet şiddeti genotiple ilişkilidir: anne delesyonu en ağır ve en dirençli epilepsi tablosuyla, non-delesyon alt tipleri (UPD, ImpD, nokta mutasyonu) görece daha hafif seyirle gider.
  • Delesyonda kaybedilen GABA-A reseptör alt ünite genleri, azalmış GABAerjik inhibisyon üzerinden artmış epileptojeniteyi kısmen açıklayabilir.
  • Moleküler tanının bilinmesi, hem prognoz danışmanlığı hem de nöbet izlem yoğunluğunun planlanması açısından klinik olarak değerlidir.

Nöbet Fenotipi ve Nonkonvülzif Status

AS'de nöbetler karakteristik olarak polimorfiktir; aynı bireyde zaman içinde birden fazla nöbet tipi görülebilir. En sık bildirilen tipler atipik absans, miyoklonik, atonik (düşme) ve jeneralize tonik-klonik nöbetlerdir. Atonik ve miyoklonik nöbetler düşme ve yaralanma riski taşıdığından işlevsel yükü yüksektir. Klinik pratikte özellikle dikkat edilmesi gereken durum, atipik absans veya miyoklonik status biçiminde ortaya çıkabilen nonkonvülzif status epileptikustur; bu tablo sinsi seyri nedeniyle sıklıkla gözden kaçar.

  • Atipik absans nöbetleri — sıklıkla uzamış, yavaş başlangıçlı, çevre reaktivitesinde dalgalanma ile.
  • Miyoklonik nöbetler — kısa, ani sıçramalar; kümelenme ve miyoklonik statusa ilerleme eğilimi.
  • Atonik nöbetler — ani tonus kaybı ve düşme; koruyucu önlem ve baş koruması gerektirebilir.
  • Jeneralize tonik-klonik nöbetler — daha az sıklıkta ama daha dramatik prezentasyon.
  • Nonkonvülzif status — uzamış bilinç bulanıklığı, artmış miyoklonus, beslenme güçlüğü, salya artışı.
Dikkat
  • Nonkonvülzif status epileptikus AS'de bazal davranış özellikleriyle karışabilir; günlerce süren atipik yorgunluk, azalmış uyanıklık, artmış salya/miyoklonus ve beslenme bozulması uyarıcı olmalıdır.
  • Şüphe halinde acil EEG ile doğrulama esastır; klinik gözleme dayanarak dışlamak güvenilir değildir.
  • Tanınmayan nonkonvülzif status, geriye dönüşlü olabilecek bilişsel/işlevsel gerileme ile ilişkilidir; erken tanı ve tedavi önceliklidir.

Karakteristik EEG Paternleri

AS'de EEG, sıklıkla klinik nöbet bulgusundan bağımsız olarak belirgin biçimde anormaldir ve bu anormallikler tanısal bir ipucu olarak değerli olabilir. Bulgular çoğunlukla nöbet aktivitesinden orantısız derecede belirgin, yüksek amplitüdlü ritmik yavaş dalgalar biçimindedir. Klasik olarak üç patern tanımlanır ve bunlar tek bir kayıtta bir arada bulunabilir. Ayrıca fotik uyarana artmış duyarlılık (fotoparoksismal yanıt) AS'de görece sık görülür.

  • Yüksek amplitüdlü ritmik 2-3 Hz delta aktivitesi — sıklıkla frontal ağırlıklı, araya karışan diken/keskin dalgalarla («çentikli/triphasik görünümlü» delta).
  • Yaygın ritmik 4-6 Hz teta aktivitesi — uzamış patlamalar biçiminde.
  • Posterior ağırlıklı ritmik 3-4 Hz aktivite — sıklıkla dikenlerle karışan ve göz kapamayla belirginleşen.
  • Fotik duyarlılık — aralıklı ışık uyarımına paroksismal yanıt.
Klinik İnci
  • Karakteristik yüksek amplitüdlü ritmik delta/teta paternleri, henüz klinik nöbet başlamamış bir bebekte AS tanısına yönlendirici olabilir; şüpheli olguda EEG erken istenmelidir.
  • EEG'deki yaygın yavaş dalga (delta) gücü, AS'nin şiddet ve tedavi yanıtını yansıtan aday bir biyobelirteç olarak araştırılmaktadır; gelişmekte olan tedavi çalışmalarında delta-güç azalması olası öngörücü biyobelirteç olarak değerlendirilmiştir.
  • EEG anormalliğinin varlığı tek başına antiepileptik başlama endikasyonu değildir; tedavi kararı klinik nöbetlere dayanmalıdır.

Antiepileptik Tedavi İlkeleri

AS'de epilepsi yönetiminde temel ilke, jeneralize ve polimorfik nöbet spektrumunu kapsayacak geniş spektrumlu antiepileptik ilaçların tercih edilmesidir. Literatürde en sık kullanılan ajanlar valproik asit, levetirasetam, etosüksimid ve benzodiazepinlerdir (özellikle klobazam gibi uzun etkili benzodiazepinler adjuvan olarak). İlaç seçimi bireyin baskın nöbet tipine, yan etki profiline ve eşlik eden komorbiditelere (uyku, davranış, hareket) göre bireyselleştirilmelidir; kesin ilaç ve doz kararı hasta bazında verilmelidir. Politerapi sıklıkla gerekir ancak ilaç yükü ile sedasyon/davranışsal yan etkiler arasında denge gözetilmelidir.

  • Valproik asit — geniş spektrumlu; atipik absans, miyoklonik ve tonik-klonik nöbetlerde yaygın kullanılır (hepatik/metabolik izlem gerektirir).
  • Levetirasetam — geniş spektrumlu; davranışsal yan etkiler açısından izlenmelidir.
  • Etosüksimid — özellikle atipik absans komponentinde adjuvan seçenek.
  • Benzodiazepinler (ör. klobazam) — dirençli ve status eğilimli olgularda adjuvan; sedasyon ve tolerans dikkati.
Dikkat
  • Bazı sodyum kanal blokerleri (ör. karbamazepin, okskarbazepin, fenitoin sınıfı) ve GABAerjik ajanlardan vigabatrin, AS'de atipik absans ve miyoklonik nöbetleri kötüleştirebilir; bu nedenle geniş spektrumlu ajanlar tercih edilir.
  • Nöbet paterninde ilaç başlangıcı sonrası kötüleşme (yeni miyoklonus, absans artışı) paradoksal ilaç etkisini düşündürmeli ve ajan gözden geçirilmelidir.
  • İlaç değişiklikleri kademeli yapılmalı; ani kesim status epileptikusu tetikleyebilir.

Dirençli Olgu: Diyet Tedavileri ve Ayırıcı Tanı

Yeterli antiepileptik denemelerine rağmen kontrol sağlanamayan dirençli olgularda ketojenik diyet veya düşük glisemik indeks tedavisi etkili bir seçenek olabilir; literatürde AS'de nöbet sıklığında anlamlı azalma bildiren olgular vardır. Bu tedaviler multidisipliner (nöroloji, diyetisyen, gastroenteroloji) izlem gerektirir. Bir diğer önemli klinik nokta ayırıcı tanıdır: AS'li bireylerde sık görülen epileptik olmayan hareketler — tremor, epileptik olmayan miyoklonus ve ataksik hareketler — gerçek nöbetlerle karışabilir. Video-EEG, epileptik olayı epileptik olmayandan ayırt etmede ve gereksiz ilaç yükünü önlemede belirleyicidir.

Ayırıcı Tanı
  • Epileptik olmayan tremor/miyoklonus, distoni-benzeri hareketler ve ataksik salınımlar AS fenotipinin parçası olabilir; her paroksismal olay nöbet olarak yorumlanmamalıdır.
  • İkonografik olarak «gülme atakları» ve mutlu mizacın davranışsal parçası, jelastik nöbetten ayırt edilmelidir.
  • Belirsiz olaylarda video-EEG ile eş zamanlı elektroklinik korelasyon, hem tanı hem tedavi kararında altın standarttır.

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.