Prof. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
Chapter 1 · Temelleri Anlamak

Beyin Gelişimi ve Otizm Spektrum Bozukluğu Nedir?

Prof. Dr. Burak Tatlı
Written and medically reviewed by
Prof. Dr. Burak Tatlı

Specialist in Pediatric Neurology & Developmental Pediatrics

İstanbul University-Cerrahpaşa Faculty of Medicine · Nörogender Association

Last reviewed:

Intended for healthcare professionals

Otizm spektrum bozukluğunun (OSB) davranışsal fenotipi, gelişmekte olan beynin tipik olgunlaşma programındaki erken ve yaygın bir farklılığın dışa vurumudur. Tabloyu klinik açıdan kavramak, tek nöron ve sinaps düzeyinden başlayıp büyük ölçekli kortikal ağların örgütlenmesine uzanan bir ölçek geçişini izlemeyi gerektirir. Bu bölüm OSB'yi tek bir beyin bölgesinin «hasarı» olarak değil; erken sinaptogenez, deneyime bağlı budama ve ağ bağlantısallığındaki farklılıklar çerçevesinde ele alır. Burada tanıtılan kavramlar (nöroplastisite, eksitasyon–inhibisyon dengesi, sosyal beyin ağları ve bağlanabilirlik) sonraki bölümlerin patofizyolojik zeminini oluşturur.

Erken Beyin Gelişimi: Sinaptogenez ve Deneyime Bağlı Budama

Beyin, doğum öncesinden başlayarak sürekli yeniden yapılanan dinamik bir organdır. İnsan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron bulunur; ancak doğumda bu nöronlar arasındaki sinaptik bağlantılar henüz olgunlaşmamıştır. Yaşamın ilk üç yılı, saniyede bir milyondan fazla yeni sinapsın kurulduğu, sinaptogenezin en yoğun olduğu dönemdir. Bu süreç sabit bir hızla ilerlemez; bazı asosiyasyon bölgelerinde, özellikle prefrontal kortekste, olgunlaşma yirmili yaşların ortasına kadar sürer.

Bağlantılar rastgele değil, deneyime bağlı olarak biçimlenir: bir uyaranı izlemek, bir yüze ya da sese yanıt vermek gibi her etkileşim ilgili devrelerdeki sinapsları güçlendirirken, kullanılmayan bağlantılar zamanla elenir. Sinaptik budama (pruning) olarak adlandırılan bu seçici eleme, ağın verimli çalışması için gereklidir ve «önce aşırı-üretim, sonra budama» ilkesini izler. Tipik gelişimde olgunlaşma belirli bir sırayı izler: önce temel duyusal ve motor alanlar, ardından dil, en son da karmaşık sosyal biliş ve yürütücü işlevlerle ilişkili prefrontal devreler olgunlaşır.

Bağlantısallık Hipotezi: Ağ Düzeyi Bir Farklılık

OSB'nin nörobiyolojisi günümüzde tek bir odaksal lezyondan çok, beyin bölgeleri arasındaki bağlantısallığın (connectivity) atipik örgütlenmesi çerçevesinde açıklanır. Yaygın kabul gören modeller, bazı devrelerde beklenenden yoğun (yerel/kısa-menzilli aşırı-bağlantı), bazılarında ise beklenenden seyrek (uzun-menzilli az-bağlantı) bir örüntüye işaret eder; bu, «bozuk» bir ağdan çok, farklı bir örgütlenme ve akış düzeni taşıyan bir ağ olarak düşünülür. Bulguların yaşa, bölgeye ve yönteme göre heterojen olduğu ve tek bir tutarlı bağlantısallık imzasının henüz tanımlanmadığı unutulmamalıdır.

Kanıt
  • OSB, tek bir «otizm bölgesi»nin işlev bozukluğu değil; sosyal biliş, dil ve duyusal işleme ile ilgili geniş ağların bağlanabilirliğindeki bir farklılıktır.
  • Aşırı-bağlantı/az-bağlantı bulguları heterojendir ve yönteme (fonksiyonel MR, dinlenim-durumu bağlantısallığı, difüzyon MR, EEG/MEG) göre değişir; tek bir biyobelirteç düzeyine indirgenemez.

Sosyal Beyin Ağı

Sosyal davranış tek bir merkezden değil, birbiriyle eşgüdümlü çalışan dağıtık bir ağlar bütününden doğar. Bu «sosyal beyin» ağının başlıca düğüm noktaları OSB araştırmalarında sık sık ele alınmıştır:

  • Amigdala — duygusal önem taşıyan uyaranların, özellikle yüz ifadelerinin değerlendirilmesinde rol oynar; OSB'de erken çocuklukta hacim ve yüz işlemeye bağlı aktivasyon örüntülerinde farklılıklar tanımlanmıştır.
  • Prefrontal korteks — planlama, dürtü denetimi, bilişsel esneklik ve başkalarının zihinsel durumlarını çıkarsama (zihin kuramı) ile ilişkilidir.
  • Ayna nöron sistemi — başkalarının eylem ve niyetlerinin içsel simülasyonu, taklit ve empatiyle ilişkilendirilen, işlevsel katkısı hâlâ tartışılan bir ağdır.
  • Üstün temporal sulkus — biyolojik hareketin (bakış, jest, yürüyüş) algılanmasında görev alır.
  • Serebellum — yalnızca motor eşgüdümde değil, dikkat kaydırma ve bilişsel esneklikte de rol oynar; OSB'li bazı olgularda serebellar yapısal farklılıklar bildirilmiştir.

Bu düğümlerin hiçbiri tek başına bir «otizm merkezi» değildir; OSB, bu ağların birbiriyle nasıl senkronize olduğuyla, yani bağlanabilirlikle ilgilidir. Bu nedenle tabloyu tek bir bölgenin hasarından çok, geniş ölçekli bir ağ farklılığı olarak kavramsallaştırmak daha doğrudur.

Eksitasyon–İnhibisyon Dengesi ve Duyusal İşleme

Sinaptik düzeyde uyarılabilirlik, başlıca uyarıcı nörotransmitter glutamat ile başlıca inhibitör nörotransmitter GABA arasındaki dengeyle belirlenir. OSB'de bu eksitasyon–inhibisyon (E/İ) dengesinin belirli bölgelerde ve belirli gelişim dönemlerinde tipik gelişimden farklı seyredebileceği öne sürülmektedir. Bu çerçeve, aynı tanıyı alan çocuklarda hem duyusal aşırı-duyarlılığın (aşırı uyarılmaya eğilim) hem de duyusal az-duyarlılığın (uyarana yetersiz yanıt) bir arada görülebilmesini açıklamada kullanılır. Aynı denge farklılığının, OSB ile epilepsinin bazı çocuklarda birlikte görülmesinin olası bir nörobiyolojik zeminini oluşturduğu da düşünülmektedir.

Klinik İnci
  • Eksitasyon–inhibisyon dengesi, OSB'deki duyusal profil çeşitliliğini — aşırı- ve az-duyarlılığın aynı çocukta bir arada olabilmesini — açıklayan işlevsel bir çerçevedir; ölçülebilir tek bir orana indirgenmemelidir.
  • OSB ile epilepsi birlikteliği klinikte anlamlıdır; E/İ dengesindeki farklılık bu iki tablonun paylaşılabilen nörobiyolojik zeminine işaret eder ve komorbidite taramasını gerekçelendirir.

Nörogelişimsel Bozukluk ve Spektrum Kavramı

Otizm spektrum bozukluğu; sosyal iletişim ve etkileşimde kalıcı güçlüklerin, tekrarlayıcı davranış örüntülerinin ve kısıtlı ilgi alanlarının bir arada bulunduğu, belirtileri erken gelişim döneminde başlayan nörogelişimsel bir tablodur. «Spektrum» kavramı burada belirleyicidir: aynı tanıyı alan iki birey; bilişsel düzey, dil gelişimi, duyusal profil ve eşlik eden durumlar açısından belirgin biçimde farklı olabilir. OSB kategorik bir «var/yok» durumundan çok, boyutsal bir yatkınlık ve işlevsellik yelpazesi olarak ele alınır.

Güncel tanı çerçevesi davranışsal fenotipi iki çekirdek alanda tanımlar: (A) sosyal iletişim ve etkileşimde kalıcı güçlükler ve (B) kısıtlı, tekrarlayıcı davranış, ilgi ve etkinlikler. Duyusal uyaranlara aşırı ya da azalmış tepkisellik, güncel ölçütlerde B alanının bir bileşeni olarak yer alır; böylece aile rehberinde ayrı ele alınan «duyusal duyarlılıklar» tanısal olarak kısıtlı/tekrarlayıcı davranış alanının içinde konumlanır. Bu iki alandaki bulgular birbirinden bağımsız değildir; örneğin gürültülü bir ortamda sosyal etkileşimden çekilme, hem sosyal iletişim güçlüğünün hem de duyusal aşırı yüklenmenin ortak sonucu olabilir.

Tanı Ölçütü
  • Güncel ölçütler (DSM-5-TR) OSB'yi iki çekirdek alanda tanımlar: A) sosyal iletişim ve etkileşim güçlükleri; B) kısıtlı-tekrarlayıcı davranışlar (duyusal aşırı/az-tepkisellik bu alan içindedir).
  • Belirtiler erken gelişim döneminde bulunmalı ve işlevsellikte anlamlı bozulmaya yol açmalıdır; ağırlık, her iki alan için ayrı ayrı destek gereksinimine göre derecelendirilir.
  • OSB bir «hastalık» ya da edinilen/bulaşan bir durum değil, nörogelişimsel bir farklılıktır; bu ayrım hem klinik dil hem de aileyle iletişim açısından önemlidir.

Kavramın Tarihsel Evrimi ve Nozolojik Birleşme

Otizm kavramı ilk kez 1943'te Leo Kanner tarafından, sosyal geri çekilme ve aynılığa ısrar gösteren bir grup çocukta tanımlanmıştır; bir yıl sonra Hans Asperger, benzer sosyal güçlükleri olan ancak dil gelişimi görece korunmuş çocukları tarif etmiştir. Sonraki kırk yıl boyunca bu iki tanım dar ve birbirinden bağımsız kategoriler olarak kullanılmış, 1980 öncesinde otizm tanısı çoğunlukla ağır dil gecikmesi olan çocuklarla sınırlı tutulmuştur. DSM-III (1980) «yaygın gelişimsel bozukluk» şemsiyesini kurmuş, DSM-IV (1994) ise Asperger sendromu, otistik bozukluk ve PDD-NOS gibi alt kategorileri ayrı tanılar olarak tanımlamıştır.

Zamanla, dil gelişimi az etkilenmiş ya da hiç etkilenmemiş çocukların da aynı temel nörogelişimsel örüntüyü paylaştığı anlaşılmıştır. 2013'te yayımlanan DSM-5, Asperger sendromu, otistik bozukluk, PDD-NOS ve çocukluk dezintegratif bozukluğunu tek bir şemsiye tanı altında birleştirmiştir: otizm spektrum bozukluğu. ICD-11 de benzer biçimde tek bir OSB kategorisini benimsemiştir. Bu birleşme klinik açıdan kritik bir mesaj taşır: OSB, «hafif» ile «ağır» uçları arasında keskin sınırlar olmayan sürekli bir yelpazedir ve bireyin işlevsellik profili genel bir alt-kategoriden daha belirleyicidir. «Asperger sendromu» ya da «yüksek işlevli otizm» gibi terimler artık resmî tanı kategorileri değildir; yine de bazı bireyler ve aileler bunları kimlik tanımı olarak kullanmayı sürdürmektedir.

Genetik Not
  • Rett sendromu, altta yatan tekil genetik nedenin (çoğunlukla MECP2 patojenik varyantları) netleşmesiyle OSB şemsiyesinden ayrılmış ve kendi başına bir tablo olarak sınıflanmaya devam etmiştir.
  • OSB etiyolojik olarak heterojendir; monogenik sendromlardan poligenik yatkınlığa uzanan geniş bir genetik mimariyi kapsar. Etiyoloji ve genetik değerlendirme ayrı bir bölümde ele alınır.

Nöroplastisite ve Erken Müdahalenin Nörobiyolojik Gerekçesi

Çocuk beyni erişkininkinden çok daha esnektir; nöroplastisite olarak adlandırılan bu özellik, erken dönemde sağlanan yoğun ve doğru zamanlanmış desteğin gelişmekte olan bağlantı örüntülerini olumlu yönde etkileyebileceği anlamına gelir. OSB alanında sık vurgulanan «ne kadar erken, o kadar iyi» ilkesi bir iyimserlik söylemi değil, hassas dönemler ve deneyime bağlı plastisite üzerine kurulu nörobiyolojik bir gerekçedir: dil ve sosyal etkileşim gibi beceriler belirli gelişim pencerelerinde öğrenmeye daha yatkındır ve iyi zamanlanmış destek bu pencerelerden en verimli biçimde yararlanmayı sağlar.

Bununla birlikte, erken dönem fırsatının kaçırılmış olması hiçbir zaman «artık çok geç» anlamına gelmez. Nöroplastisite, azalarak da olsa ömür boyu sürer; çocukluk, ergenlik ve erişkinlik boyunca öğrenme ve uyum kapasitesi korunur. Bu nedenle her yaşta anlamlı ilerleme hedeflenebilir ve müdahale planı, gelişim evresine ve bireyin profiline göre yeniden biçimlendirilir.

Dikkat
  • Daha önce kazanılmış becerilerin (sözcükler, göz teması, sosyal gülümseme) yitirilmesi — gelişimsel gerileme — hiçbir zaman «izle-bekle» ile geçiştirilmemesi gereken bir kırmızı bayraktır ve gecikmeksizin çocuk nörolojisi/gelişimsel pediatri değerlendirmesi gerektirir.
  • Gerileme yalnızca OSB bağlamında değil; altta yatan nörolojik, metabolik ya da epileptik bir sürecin (örneğin epileptik ensefalopati, nörometabolik hastalık) dışlanması açısından da ivedi ve yapılandırılmış bir değerlendirme gerektirir.

Tanının Doğası: Klinik ve Davranışsal Değerlendirme

OSB tanısı tek bir görüntüleme ya da laboratuvar testiyle konmaz; gelişim öyküsü, doğrudan davranışsal gözlem ve standart değerlendirme araçlarının klinik muhakeme içinde bütünleştirilmesine dayanır. Nörogörüntüleme ve genetik tetkikler etiyolojiyi ve eşlik eden durumları aydınlatmada değerli olsa da, tanıyı doğrulayan bir «biyobelirteç» işlevi görmez. Bu nedenle erken belirtilerin ve kırmızı bayrakların tanınması, standart tarama ve tanısal değerlendirme araçlarının kullanımı sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Klinik İnci
  • OSB nörogelişimsel bir farklılıktır; erken beyin gelişimindeki atipik bağlantı örüntüleri davranışsal fenotipin temelini oluşturur.
  • Spektrum boyutsal bir heterojenliği ifade eder; bireysel profil (bilişsel düzey, dil, duyusal örüntü, komorbidite) genel kategoriden daha belirleyicidir.
  • Tablo, tek bir bölgenin değil; sosyal biliş, dil ve duyusal işleme ile ilgili geniş ağların bağlanabilirliğindeki farklılığın ürünüdür.
  • Tanı davranışsaldır: doğrulayıcı bir görüntüleme veya laboratuvar testi yoktur; gelişim öyküsü ve standart araçlarla klinik olarak konur.
Recent Literature

This section is compiled automatically from PubMed and published by the physician.

2026-Sep-04
Monoallelic loss-of-function variants in ZNF536 are associated with a neurodevelopmental disorder with prominent behavioral features.

ZNF536 genindeki monoallelik (heterozigot) fonksiyon kaybı varyantlarının, gelişimsel gerilik, otizm spektrum bozukluğu, entelektüel yetersizlik, hiperaktivite, agresif davranış, anksiyete ve hiperfaji ile karakterize yeni bir nörogelişimsel bozuklukla ilişkili olduğu gösterilmiş. 21 hastalık kohortta varyantların çoğu de novo saptanmış; epilepsi ve uyku bozuklukları da sık eşlik ediyor. Fare modeli, azalmış kortikal kalınlık ve otizm benzeri davranışlarla insan bulgularını destekliyor; bu nedenle nedeni açıklanamayan otizm/gelişimsel gerilik olgularında genetik tanı panellerine ZNF536'nın eklenmesi düşünülebilir.

Source: PMID 42697193 ↗
2026-Sep-12
Profile of Behavioral Comorbidities in Children With Fragile X Syndrome.

FORWARD doğal seyir veritabanından 1410 FXS'li çocukta (1072 erkek, 338 kız) sekiz sık davranışsal komorbidite incelenmiş. Dikkat problemleri ve anksiyete en sık ve en hafif seyirli komorbiditeler olarak bulunmuş; çocukların %69'unda birden fazla, %39'unda ikiden fazla komorbidite birlikte görülmüş ve bu grup en yüksek işlevsel bozulmayı yaşamış. Dikkat problemleri-hiperaktivite ve anksiyete-duygudurum bozukluğu arasında güçlü ilişki saptanmış; şaşırtıcı şekilde tüm davranışsal komorbiditeler duyusal sorunlar ölçeğiyle güçlü korelasyon göstermiş. Bu profil, FXS'li (ve olası diğer nörogelişimsel bozukluklu, ASB dahil) çocuklarda davranışsal semptomların erken tanınması ve yönetiminin şekillendirilmesinde klinisyenlere yol gösterebilir.

Source: PMID 42730827 ↗
2026-Sep-11
Characterizing features of the genetic architecture underlying autism from a multi-ancestry perspective.

Üç bağımsız ASB kohortundan karışık (admixed) kökenli 1033 hasta ve eşleşen kontrolde yapılan tüm genom dizileme ve admixture mapping analizinde, Avrupa-merkezli çalışmalarda görünmeyen kökene özgü otizm duyarlılık lokusları saptanmış: Afrika kökenli 1p21.2 (S1PR1 yakını) ve Yerli Amerikan kökenli 11q13.4 bölgesinde dört sinyal. Bu 11q13.4 sinyallerinden üçü daha önce otizmle ilişkilendirilmiş SHANK2 ve DHCR7 genlerini kapsıyor (rs77695321, P=1.52×10⁻⁷), dördüncüsü ise folat reseptör genleri FOLR1/FOLR3 ile örtüşüyor ve genom-çapı anlamlı bir varyant (rs7950807, P=5.21×10⁻⁸) içeriyor. Latin Amerikan alt grubunda (6487 Brezilyalı kontrol dahil) 7 ek genomik bölgede 16 yeni lokus daha tanımlanmış. Bulgular, ASB'nin genetik mimarisinin popülasyonlar arasında farklılık gösterdiğini ve tanısal/araştırma amaçlı genetik çalışmaların çeşitlendirilmesi gerektiğini vurguluyor; ayrıca folat metabolizması yolunun bazı popülasyonlarda otizm riskiyle ilişkili olabileceğine dair yeni bir mekanistik ipucu sunuyor.

Source: PMID 42728317 ↗
2026-Sep-11
Evaluating the therapeutic efficacy of a modified ketogenic diet in children with autism spectrum disorder: a randomized controlled trial.

62 küçük yaş ASB'li çocukta yapılan RKÇ'de, standart rehabilitasyona ek olarak uygulanan modifiye ketojenik diyet (ketojenik beslenme tozu + yapılandırılmış diyet planı) grubunda, 2 ay sonunda ABC ve CARS skorlarında sadece rehabilitasyon alan gruba göre anlamlı derecede daha fazla iyileşme gözlenmiş (ABC P=0.027, CARS P=0.003). Kısa vadede uygulanabilir bulunmuş olsa da, çalışma küçük ölçekli ve kısa süreli; uzun dönem etkinlik, güvenlik ve sürdürülebilirlik netleşmemiş. Metabolik/diyet temelli müdahalelerin ASB'de tamamlayıcı bir seçenek olarak araştırılmaya devam ettiğini gösteren dikkate değer bir ön kanıt niteliğinde.

Source: PMID 42763398 ↗
2026-Sep-12
Efficacy and neural mechanisms of transcranial direct current stimulation for social function in children and adolescents with autism spectrum disorder: A systematic review and meta-analysis.

4-21 yaş arası 357 ASB'li çocuk/ergeni kapsayan 13 RKÇ'lik meta-analizde, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS) sosyal işlevi anlamlı düzeyde iyileştirmiş (SMD=-0.51) ve genel nörofonksiyonel değişiklikler de anlamlı bulunmuş (SMD=1.03). Sol dorsolateral prefrontal korteks hedefli tDCS protokolü sosyal işlevi geliştirme potansiyeli gösteriyor; fNIRS ve EEG ölçümleri en güçlü nörofizyolojik etkiyi yakalarken, ERP verisi sınırlı olsa da çalışmalar arası tutarlılığı en yüksek biyobelirteç adayı olarak öne çıkıyor. Ancak nörobiyolojik ve davranışsal etki büyüklükleri arasında çalışmalar arası anlamlı korelasyon bulunamamış; bu nedenle bulgular umut verici olmakla birlikte henüz standardize protokoller ve daha büyük örneklemli çalışmalarla doğrulanmayı bekliyor.

Source: PMID 42759400 ↗
2026-Sep-18
Major mental disorders in offspring of mothers with polycystic ovary syndrome.

Tayvan'da 8.930 PCOS'lu anne çocuğu ile 89.300 eşleştirilmiş kontrolün karşılaştırıldığı popülasyon tabanlı kohort çalışmasında, maternal PCOS çocukta otizm spektrum bozukluğu (HR=1.46), DEHB (HR=1.39) ve depresyon (HR=1.36) riskini anlamlı artırmış; şizofreni veya bipolar bozuklukla ilişki saptanmamış. Ebeveyn psikiyatrik öyküsü dışlanan duyarlılık analizlerinde de sonuçlar tutarlı bulunmuş. Bu bulgu, PCOS'lu annelerin çocuklarının nörogelişimsel açıdan riskli grup olarak değerlendirilip erken tanı/izlem açısından dikkate alınmasını destekliyor.

Source: PMID 42758340 ↗
2026-Sep-18
Dose-response relationship between exercise interventions and motor skills in children with autism spectrum disorder: a systematic review and multilevel meta-analysis.

3-12 yaş 1082 ASB'li çocuğu kapsayan 34 çalışmalık meta-analizde egzersiz müdahaleleri genel motor becerileri (Hedges' g=0.95), kaba motor becerileri (g=0.99) ve ince motor becerileri (g=0.40) anlamlı düzeyde iyileştirmiş. Doz-yanıt analizinde en yüksek etkinin genel motor beceriler için ~46 seans (seans ~45 dk), kaba motor beceriler için ~44 seans (seans ~47 dk) civarında görüldüğü tahmin edilmiş. Değerlendirme zamanı önemli bir moderatör olarak bulunmuş; etki hemen sonrasında ölçüldüğünde gecikmeli ölçüme göre daha büyük çıkmış. Bu bulgular, ASB'li çocuklarda motor beceri geliştirmeye yönelik egzersiz reçetelemesinde doz/süre planlaması için pratik bir rehber sunuyor.

Source: PMID 42758334 ↗
2026-Sep
The Effects of Telemedicine Parent Training on Children and Adolescents With Autism: A Meta-Analysis.

19 çalışma ve 616 ASB'li çocuğu kapsayan bu meta-analizde, telemedicine (uzaktan) ebeveyn eğitimi programları aile ortamını iyileştirmiş (SMD=-0.56), ebeveyn stresini azaltmış (SMD=-0.56), ebeveyn öz-yeterliğini artırmış (SMD=0.46) ve bakım verici güven/yeterliliğini yükseltmiş (SMD=0.48). Ayrıca çocuklarda etkileşim ve adaptif davranışlarda (SMD=0.37) ile iletişim becerilerinde (SMD=0.51) anlamlı iyileşme saptanmış. Bu bulgular, uzman bakıma erişimin kısıtlı olduğu bölgelerdeki ailelere yönelik telemedicine tabanlı ebeveyn eğitiminin, yüz yüze müdahalelere makul bir alternatif/tamamlayıcı olabileceğini destekliyor.

Source: PMID 42757989 ↗
2026-Sep-27
Long-term neurodevelopmental and psychiatric risks after general anesthesia in early childhood: a nationwide population-based cohort study.

Güney Kore'de 2005-2007 doğumlu >1 milyon çocuğu kapsayan ulusal kohort çalışmasında, 3 yaşından önce genel anestezi (GA) maruziyeti olan çocuklarda ergenliğe kadar izlemde nörogelişimsel bozukluk (NDD) riski anlamlı artmış (HR=1.19). En yüksek risk artışı entelektüel yetiyitimi (HR=1.56) ve otizm spektrum bozukluğunda (HR=1.46) gözlenmiş. Cerrahi karmaşıklık için idari vekil ölçüt (TRVU) kullanılarak yapılan analizlerde de ilişki devam etmiş, ancak ölçülemeyen karıştırıcı faktörler (altta yatan hastalık, cerrahi endikasyonu) dışlanamadığından bulgular temkinli yorumlanmalı. Erken çocuklukta cerrahi/anestezi gerektiren durumlarda ailelerin bilgilendirilmesi ve bu çocukların nörogelişimsel açıdan izlenmesi açısından klinik olarak dikkate değer bir bulgu.

Source: PMID 42801366 ↗
2026-Aug-28
Associations Between Early-Life Exposure to Different Antibiotic Agents and the Risks of Autism Spectrum Disorder and Attention-Deficit/Hyperactivity Disorder: A Nationwide Population-Based Study.

Taiwan ulusal veri tabanında 1.693.718 term yenidoğanın izlendiği dev bir çalışmada, oral antibiyotik maruziyeti ASB riskini azaltırken DEHB riskini artırmış; parenteral maruziyet ise her iki bozukluğun riskini de yükseltmiş. Bebeklikte amoksisilin ve eritromisin maruziyeti ASB riskini azaltırken, 4-12 ay arasında ampisilin maruziyeti ASB riskini artırmış (p≤0.033). DEHB için amoksisilin/klavulanik asit, sefiksim, ampisilin ve ampisilin/sulbaktam riski artırırken; eritromisin, sefaleksin ve sulfametoksazol-trimetoprim riski azaltmış (p<0.047). Bulgular, erken bebeklik döneminde antibiyotik reçetelerken hangi ajanın seçildiğinin nörogelişimsel sonuçlar açısından önemli olabileceğini düşündürüyor, ancak gözlemsel niteliği nedeniyle nedensellik iddia edilmiyor.

Source: PMID 42797263 ↗
2026-Sep-10
Prenatal Folinic Acid in FRAA-Positive Pregnancies: Preschool Neurodevelopmental Outcomes from a Pilot RCT Follow-Up.

Folat reseptörü alfa otoantikoru (FRAA) pozitif annelerde, standart folik asit yerine prenatal folinik asit (kalsiyum folinat) verilmesi, önceki pilot RCT'de 24-30 aylıkken ASB insidansını azaltmıştı; bu çalışma aynı 16 çocuğu okul öncesi yaşta (ort. 45 ay) yeniden değerlendirmiş. Folinik asit grubunda 24-30 ayda ASB'siz olan 8 çocuğun hiçbiri okul öncesi yaşta ASB tanısı almamış, folik asit grubunda ise 7 çocuktan 5'inde (%71) ASB gelişmiş (p=0.024); folinik asit grubu ayrıca daha düşük ADOS-2, daha yüksek IQ ve adaptif davranış skorları göstermiş. Bulgular küçük örneklemli olup daha büyük çok merkezli çalışmalarla doğrulanmayı bekliyor, ancak FRAA-pozitif gebeliklerde folinik asit takviyesinin hedefe yönelik nöroprotektif bir strateji olabileceğini destekliyor.

Source: PMID 42796952 ↗
2026-Oct-02
Profound Autism Prevalence and Assessment Practices in a Population-Based Study.

ABD'de 13 bölgede 2022 yılı sürveyans verisiyle 7084 sekiz yaşındaki otizmli çocuk incelenmiş; IQ verisi sadece %61, uyumsal (adaptive) işlev verisi ise sadece %56 oranında mevcut olup, "derin otizm" (profound autism) tanısını koymak için gereken veriler çocukların neredeyse yarısında eksik bulunmuş. Güncellenen (2025) tanıma göre derin otizm prevalansı 1000 çocukta 5.4 olarak hesaplanmış ve otizmli çocukların %16.5'i bu tanımı tam karşılarken %32.1'i kriterin sadece bir bölümünü karşılamış. Kullanılan tanım kriterine göre prevalans tahminlerinin %33-71 oranında değişebildiği gösterilmiş; bu durum klinisyenlerin "derin otizm" alt grubunu tanımlarken hangi kriterin kullanıldığına dikkat etmesi ve toplum bazlı değerlendirme uygulamalarının (özellikle uyumsal işlev testlerinin) iyileştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Source: PMID 42826765 ↗
2026-Dec
A geometric rs-fMRI connectome descriptor reveals individual stability without robust autism group differences.

Büyük çok-merkezli ABIDE I veri setinde (1035 kişi) geliştirilen geometrik bir rs-fMRI konnektom ölçütü, bireyler arasında yüksek güvenilirlik ve bireysel ayırt edicilik gösterse de, otizmli ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamış (etki büyüklüğü neredeyse sıfır, denklik testleriyle doğrulanmış). Dispersiyon varyansının %69'u görüntüleme merkezinden kaynaklanırken, tanının katkısı yalnızca %0.0001 olarak hesaplanmış; bu sapmalar ayrıca semptom şiddetini de öngörmemiş. Bulgu, rs-fMRI tabanlı konnektomik ölçütlerin tek başına ASB için güvenilir bir tanısal biyobelirteç olamayacağını ve literatürdeki tutarsız bulguların büyük ölçüde merkez/yöntem farklılıklarından kaynaklanabileceğini gösteriyor; klinisyenlerin fMRI konnektomik bulgularını ASB tanısında temkinli yorumlaması gerektiğini destekliyor.

Source: PMID 42857201 ↗
2026-Sep-30
Haploinsufficiency, de novo and biallelic missense variants in CSMD2 are associated with neurodevelopmental disorders.

Yeni tanımlanan bir bulguya göre CSMD2 genindeki biallelik (resesif) missense varyantlar ve monoallelik frameshift/kesme varyantları (haploinsufficiency) otizm spektrum bozukluğu, DEHB ve beyin yapısal anomalileriyle ilişkili bulunmuş. Sekiz aileden dokuz hasta ile birlikte de novo missense vakalar da tanımlanmış; UK Biobank verilerinde CSMD2 varyant taşıyıcılarında ASB, DEHB ve nörotisizmde hafif artış saptanmış. Zebrabalığı modelinde csmd2 kaybı mikrosefali, küçük serebellum, azalmış Purkinje hücre boyutu ve davranışsal/bağlantısal anormalliklere yol açmış; bu nedenle gelişimsel gecikme/otizm/DEHB kohortlarında nedeni bilinmeyen vakalarda CSMD2 taramaya aday yeni bir gen olarak değerlendirilebilir, ancak doğrulayıcı çalışmalar gerekiyor.

Source: PMID 42856667 ↗
2026-Oct-09
A massively parallel reporter assay of MECP2cis-regulatory elements reveals genetic candidates for male-biased autism.

(özet üretilemedi)

Source: PMID 42854690 ↗

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.