BTProf. Dr. Burak TatlıÇocuk Nörolojisi ve Gelişim
1. Bölüm · Temelleri Anlamak

Beyin Gelişimi ve Otizm Spektrum Bozukluğu Nedir?

Prof. Dr. Burak Tatlı
Yazan ve tıbbi inceleme
Prof. Dr. Burak Tatlı

Çocuk Nörolojisi ve Gelişimsel Pediatri Uzmanı

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi · Nörogender Derneği

Son güncelleme:

Çocuğunuzun otizmini anlamanın en iyi yolu, önce beynin tipik gelişim sürecinde nasıl olgunlaştığını anlamaktan geçer. Karmaşık gibi görünse de temel fikir oldukça sezgiseldir ve bu temeli kavradığınızda, hekiminizin ve terapistlerinizin size anlattığı hemen her şey yerli yerine oturacaktır. Bu bölümü, kitabın geri kalanının üzerine oturacağı bir zemin olarak düşünebilirsiniz; burada tanıtılan kavramlara (nöroplastisite, uyarma-sakinleştirme dengesi, sosyal beyin ağları) kitap boyunca defalarca geri döneceğiz.

Gelişmekte Olan Bir Beyin: Milyarlarca Bağlantının İnşası

Beyin, doğumdan itibaren -hatta anne karnından başlayarak- sürekli inşa halinde olan, son derece dinamik bir organdır. Bir insan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron (sinir hücresi) bulunur; ancak doğumda bu nöronlar arasındaki bağlantılar henüz olgunlaşmamıştır. Yaşamın ilk üç yılı, beynin en hızlı geliştiği, saniyede bir milyondan fazla yeni sinir bağlantısının (sinaps) kurulduğu dönemdir. Bu inşa süreci, ergenliğin sonuna kadar -bazı beyin bölgelerinde 20'li yaşların ortasına kadar- değişen hızlarda devam eder.

Bu bağlantılar rastgele kurulmaz; deneyimle şekillenir. Bir bebeğin annesinin yüzüne bakması, sesine tepki vermesi, bir oyuncağı takip etmesi gibi her etkileşim, ilgili beyin bölgeleri arasındaki bağlantıları güçlendirir. Aynı zamanda kullanılmayan bağlantılar zamanla budanır; buna "sinaptik budama" (synaptic pruning) denir ve beynin verimli çalışması için gereklidir. Tipik gelişimde bu inşa ve budama süreci, belirli bir sırayı ve zamanlamayı izler; önce temel duyusal ve motor alanlar olgunlaşır, ardından dil, sonra da karmaşık sosyal biliş ve yürütücü işlevlerle ilgili alanlar (özellikle prefrontal korteks) olgunlaşmaya devam eder.

Basit bir benzetme

Gelişmekte olan beyni, inşaatı süren devasa bir şehir gibi düşünebilirsiniz. Bazı caddeler (bağlantılar) çok kullanıldığı için genişler ve hızlanır; az kullanılan ara sokaklar zamanla kapanır. Otizm spektrum bozukluğunda, bu şehrin bazı bölgeleri arasındaki "yollar" tipik gelişimden farklı bir örüntüyle inşa edilir: bazı bağlantılar beklenenden daha yoğun, bazıları beklenenden daha seyrek kurulur. Sonuç, "bozuk" bir şehir değil, farklı bir trafik düzenine sahip bir şehirdir; bazı güzergâhlarda trafik çok yoğun akarken, bazı güzergâhlarda bağlantı zayıf kalır.

Sosyal Beyin: Otizmde Farklı Çalışan Ağlar

Nörobilim, sosyal davranışın tek bir "merkezden" değil, birbiriyle iletişim halindeki bir ağlar bütününden kaynaklandığını göstermiştir. Bu "sosyal beyin" ağının en önemli bileşenlerinden bazıları şunlardır:

  • Amigdala — duygusal önem taşıyan uyaranları (özellikle yüz ifadelerini) değerlendirir; OSB'de bazı çalışmalarda erken çocuklukta büyüme farklılıkları ve yüz işlemedeki farklı aktivasyon örüntüleri tanımlanmıştır.
  • Prefrontal korteks — planlama, dürtü kontrolü, esnek düşünme ve "zihin kuramı" olarak bilinen, başkalarının bakış açısını anlama becerisiyle ilişkilidir.
  • Ayna nöron sistemi — başkalarının hareketlerini ve niyetlerini "içeriden" simüle etmemizi sağlayan, taklit ve empatiyle ilişkilendirilen bir ağdır.
  • Üstün temporal sulkus — biyolojik hareketi (yürüyüş, jest, göz hareketi) algılamada rol oynar.
  • Serebellum (beyincik) — yalnızca hareket koordinasyonunda değil, dikkat kaydırma ve bilişsel esneklikte de rol oynadığı artık bilinmektedir; OSB'li bazı çocuklarda serebellar farklılıklar tanımlanmıştır.

Bu ağların hiçbiri tek başına "otizm merkezi" değildir; OSB, bu ağların birbirleriyle nasıl senkronize çalıştığıyla, yani bağlanabilirlikle ilgilidir. Bu nedenle otizmi tek bir beyin bölgesinin "hasarı" olarak değil, geniş ölçekli bir ağ farklılığı olarak anlamak daha doğrudur.

Uyarma-Sakinleştirme Dengesi ve Duyusal İşleme

Beyindeki en önemli uyarıcı (eksitatör) haberci glutamat, en önemli sakinleştirici (inhibitör) haberci ise GABA adlı maddedir. Güncel araştırmalar, OSB'de bu uyarma-sakinleştirme dengesinin bazı beyin bölgelerinde ve bazı gelişim dönemlerinde tipik gelişimden farklı seyredebileceğini düşündürmektedir. Bu "denge farklılığı" kuramı, hem bazı çocuklarda görülen duyusal aşırı-duyarlılığı (aşırı uyarılmaya eğilim) hem de bazı çocuklarda görülen duyusal az-duyarlılığı (uyarana yetersiz tepki) açıklamada kullanılan bir çerçevedir. Bu dengenin, epilepsi ile OSB'nin bazı çocuklarda birlikte görülmesinin olası bir nörobiyolojik zeminini oluşturduğu da düşünülmektedir (bkz. 13. Bölüm).

Aklınızda kalsın
  • OSB bir hastalık değil, nörogelişimsel bir farklılıktır; "geçirilen" veya "bulaşan" bir şey değildir.
  • Spektrum kavramı, her otistik çocuğun kendine özgü bir profile sahip olduğu anlamına gelir.
  • Otizm, tek bir beyin bölgesinin değil, sosyal biliş, dil ve duyusal işlemeyle ilgili geniş ağların farklı bağlanabilirliğiyle ilişkilidir.
  • Erken beyin gelişimindeki farklı bağlantı örüntüleri, davranışsal bulguların temelini oluşturur.
  • Tanı, tek bir görüntüleme testiyle değil, gelişimin bütününün davranışsal olarak değerlendirilmesiyle konur.

Otizm Spektrum Bozukluğu Tam Olarak Nedir?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimde kalıcı güçlüklerin, tekrarlayıcı davranış örüntülerinin ve/veya kısıtlı ilgi alanlarının bir arada bulunduğu, doğumsal ya da yaşamın çok erken döneminde başlayan bir nörogelişimsel farklılıktır. "Spektrum" kelimesi burada anahtardır: OSB tek bir görünüme sahip değildir; aynı tanıyı alan iki çocuk, işlevsellik düzeyi, dil gelişimi, duyusal profil ve eşlik eden özellikler açısından birbirinden çok farklı olabilir.

Bu farklılık, beynin bilgiyi işleme biçimini üç ana alanda etkiler: sosyal iletişim ve etkileşim, tekrarlayıcı davranışlar ile kısıtlı ilgi alanları, ve çoğu çocukta eşlik eden duyusal duyarlılıklar. Bu üç alan, kitabın ikinci kısmında ayrı ayrı ve derinlemesine ele alınacaktır. Önemli bir nokta: bu üç alandaki bulgular birbirinden bağımsız değildir; örneğin bir çocuğun kalabalık, gürültülü bir ortamda sosyal etkileşimden çekilmesi, hem sosyal iletişim güçlüğünün hem de duyusal aşırı yüklenmenin bir sonucu olabilir.

Neden "Spektrum" Diyoruz? Kısa Bir Tarihçe

Otizm kavramı ilk kez 1943 yılında Leo Kanner tarafından, sosyal geri çekilme ve aynılığa ısrar gösteren bir grup çocukta tanımlanmıştır. Bir yıl sonra Hans Asperger, benzer sosyal güçlükleri olan ancak dil gelişimi daha korunmuş çocukları tarif etmiştir. Sonraki kırk yıl boyunca bu iki tanım, birbirinden bağımsız ve oldukça dar kategoriler olarak kullanılmıştır; 1980'lerden önce otizm tanısı, genellikle ağır dil gecikmesi olan çocuklarla sınırlı tutuluyordu.

Zamanla, sosyal iletişim güçlükleri ve tekrarlayıcı davranışları olan, ancak dil gelişimi daha az etkilenmiş veya hiç etkilenmemiş çocukların da aynı temel nöro-biyolojik örüntüyü paylaştığı fark edildi. 2013 yılında yayımlanan DSM-5 tanı sistemi ile Asperger sendromu, otistik bozukluk, yaygın gelişimsel bozukluk-başka türlü adlandırılamayan (PDD-NOS) ve çocukluk dezintegratif bozukluğu gibi ayrı tanı kategorileri birleştirilerek tek bir şemsiye tanı altında toplandı: Otizm Spektrum Bozukluğu. (Rett sendromu, altta yatan genetik nedeni netleştiği için bu şemsiyeden ayrı, kendi başına bir genetik sendrom olarak sınıflandırılmaya devam etmektedir; bkz. 14. Bölüm.)

Bu birleşme, klinik açıdan önemli bir mesaj taşır: Otizm, "hafif" ile "ağır" uçları arasında keskin sınırlar olmayan, sürekli bir yelpazedir. Bu nedenle bu kitap boyunca sık sık "spektrumun neresinde" ifadesini kullanacağız; bu ifade, çocuğunuzun bireysel profilinin, genel bir kategoriden çok daha önemli olduğunu hatırlatmak içindir. "Asperger sendromu" veya "yüksek işlevli otizm" gibi eski terimleri hâlâ günlük konuşmada duyabilirsiniz; bunlar artık resmi tanı kategorileri değildir, ancak bazı aileler ve yetişkin otistik bireyler bu terimleri kimlik tanımlaması olarak kullanmaya devam etmektedir.

Bilgi Kutusu — Terimlerin Kısa Tarihi

1943 — Kanner, "erken çocukluk otizmi"ni tanımladı.

1944 — Asperger, dil gelişimi korunmuş sosyal güçlüğü olan çocukları tarif etti.

1980 — DSM-III'te "yaygın gelişimsel bozukluk" kategorisi kuruldu.

1994 — DSM-IV'te Asperger sendromu, otistik bozukluk, PDD-NOS ayrı tanılar olarak yer aldı.

2013 — DSM-5'te tüm bu kategoriler tek çatı altında birleşti: Otizm Spektrum Bozukluğu.

Çocuğun Gelişen Beyni: Neden Erken Dönem Bu Kadar Önemli?

Çocuk beyni, erişkin beyninden çok daha esnektir; buna nöroplastisite denir. Bu esneklik, erken çocukluk döneminde yapılan destekleyici müdahalelerin, beynin gelişmekte olan bağlantı örüntülerini olumlu yönde etkileyebileceği anlamına gelir. Bu nedenle otizm alanında sıklıkla duyacağınız "ne kadar erken, o kadar iyi" ilkesi, boş bir iyimserlik değil, nörobilimsel bir gerçekliğe dayanır: Beyin, belirli becerileri (özellikle dil ve sosyal etkileşim) belirli "hassas dönemlerde" öğrenmeye daha yatkındır ve yoğun, doğru zamanlanmış destek, bu pencerelerden en iyi şekilde yararlanmayı sağlar.

Bununla birlikte, erken tanı fırsatını kaçırmış olmak hiçbir zaman "artık çok geç" anlamına gelmez. Beyin, çocukluk boyunca ve hatta ergenlik ile erişkinlikte de öğrenmeye ve uyum sağlamaya devam eder; nöroplastisite azalarak da olsa ömür boyu sürer. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, her yaşta anlamlı ilerleme kaydedilebileceğini gösteren yaklaşımları ayrıntılı olarak ele alacağız.

Dikkat / Danışılması Gereken Durum

Bir çocuğun gelişiminde daha önce kazandığı becerileri (kelimeler, göz teması, sosyal gülümseme gibi) kaybetmesi -gelişimsel gerileme- her zaman vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi veya gelişimsel pediatri uzmanına başvurulmasını gerektiren bir bulgudur. Bu durum, hem OSB bağlamında hem de altta yatan başka bir nörolojik veya metabolik durumu dışlamak açısından acil değerlendirme gerektirir.

Bölüm Özeti

Bu bölümde beynin nasıl geliştiğini, sosyal davranışın hangi ağlarla ilişkili olduğunu ve OSB'nin bu ağların farklı bir örüntüyle çalışmasından kaynaklandığını ele aldık. Bir sonraki bölümde, bu bilgiyi temel alarak OSB hakkındaki en yaygın yanlış inançları tek tek ele alacak ve OSB'nin "ne olmadığını" netleştireceğiz.

Bu site yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İçerikler tanı, tedavi veya reçete yerine geçmez; doktorunuzun bakımının yerini almaz.